Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazıları

İnsanlığımızı Geri Getirdin Bize Koronavirüs!

Yayınlanma

Tarih

Hani bu sıralar herkesin dilinde ya, bu koronavirüsten sonra dünya değişime uğrayacak, ülkeler arasında tüm dengeler alt üst olacak. Aynen tüm insanların hayat tarzı değişeceği gibi benim de bukoronavirüsten sonra hayatım değişecek galiba.

Gözümüzle bile görülmeyen bu virüsün süper güç olarak nitelediğimiz ülkeleri ve nice varlıklı insanları nasıl etkilediğini gün boyu haberlerde görüyoruz. Fakiri, zengini, çocuğu, yaşlısı, genci dinlemeden önüne geleni etkiliyor ve ölümlere sebep oluyor.Hastaneler tıklım tıklım dolu, evler ise karantina altında. Tüm dünya adeta tutsak altına alınmış. Ne zaman bu tutsaklıktan kurtulacağımız ise şuan için meçhul.

Yıllarca yaşadığımız evlerimizde hapiste imişiz gibi olmak ise çok garip. Uzun zamandırcan sıkıntısından evlerimizde girmediğimiz kilere ya da bodrumlara girip düzeltmeler yapıyoruz, elbise dolaplarına yığdığımız giysilerimize çeki düzen veriyoruz ya da düzeltiyoruz, raflarda unuttuğumuz tozlanmış kitaplarımızı elimize alıponlar ile hem hal oluyoruz. Bahçesi olanlar bahçesi ile ilgileniyor, ev tamiratları yapıyoruz. Hayat biçimimiz ve alışkanlıklarımız değişiyor hatta daralıyor.

Beynimiz ise daha farklı çalışmaya başlıyor. Ailemiz ile uzun uzun sohbetler ediyoruz, tanıdıklarımızı ve akrabalarımızı telefon ile arıyor hatır soruyoruz. İhmal ettiğimiz değerlerimizi tekrar gün yüzüne çıkarıyoruz.

Çocuklarımız ile beraber kitap okumanın tadı ise bir başka imiş hani, onlara “kitap oku” demek kolayımıza geliyordu, şimdi ise beraber okumanın verdiği haz çok farklı bir şey. Arkasından gelen çaylar ve ev yapımı ikramların ise tadı bir bambaşka hani.

Uzun zamandır evimde hiç bu kadar verimli zaman geçirdiğimigörmedim. Masam dolu çok şükür, Kur’an-ı Kerim bir tarafımda, tefsirler, risaleler ve son çıkan diğer kitaplar yan tarafımda. Okudukça bambaşka âlemlere giriyorum. Maneviyatımın gittikçe inkişaf ettiğini görüyorum.

Olayların siyasi açıdan bakılmasının ne kadar da gereksiz olduğunu görüyorum. Hala siyasi olarak gündemi değerlendirmeye çalışanlara ise gülüp geçiyorum. Aynı gemide olduğumuzu unutuyorlar galiba. Kimse önce “ben yapayım” demiyor ne yazık ki, “ya başkası yapsın” ya da “devlet yapsın” sloganı atanları ise kınayıp geçiyorum. Önce “ben ne yapmalıyım?” prensibini kendimde uyguluyorum.

Araban var ama sokağa çıkamıyorsun, paran var ama dışarıda yemeğe gidemiyorsun, bazen de tedirgin olup aç kalma korkusu yaşıyorsun. İşte o an arabası, parası olmayanları veya çoğu gün aç olarak gece yatağına girenleri düşünüyorsun. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Hadis’i Şerif’inin ne kadar doğru olduğunu görüyorsun. Ne yapman gerektiği konusunda kendinle fikir jimnastiği yapıyorsun.

Yardımlaşmanın verdiği tadı almaya başlıyorsun, için kıpır kıpır oluyor.

Dünyevi işlerinin hepsinin yarım kaldığını görüyorsun.” Yapmam gerekir” dediğin hiçbir işini yapamıyorsun. Demekki bu yalan dünyaya çok kanmışım. “Yapmasam da oluyormuş, dünya da yıkılmıyormuş” diye iç geçirip kendi kendime gülüyorum.

Haberlerde, sosyal medyada ve susmayan telefonlarımda insanların ölüm haberlerini duyuyorum. En yakınlarımda vefat ediyorlar ama gidemiyorum. Ölümün yakınlığını nefesimde hatta içimde hissediyorum. Uzaktan uzağa sadece bir Fatiha’mı okuyabiliyorum.

Ölüm insanlara bu kadar yakınken “neden insanlar birbirinin kalbini kırıyorlar ki?” diye düşünüyorum ya da “mal, makam gibi dünyevi yalan şeyler” için insanların birbirine eziyet etmesine anlam veremiyorum. Hele de yalanları bile bile söyleyenlerin halinin ne olacağını merak ediyorum, pardon artık merakta etmiyorum…

Bu koronavirüstensonra benim değişeceğim kesin gibi. Sevdiklerime daha fazla zaman ayıracağım. Dünyevi makamlar ve mallar için kendimi ve diğer insanları üzmeyeceğim. Çevremdeki muhtaç insanlara daha fazla yardım yapacağım.

Daha temiz bir dünya için kendime düşen görevimin daha da fazlasını yapmaya gayret edeceğim.

Yememe içmeme dikkat etmem gerektiğini, sporun ya da hareketliliğin ne kadar önemli olduğunu bu karantina günlerinde de öğrenmiş oldum. Kendimi de çok ihmal etmişim anlaşılan. Sağlık olmayınca hiç bir şeyin önemli olmadığını da görmüş oldum.

Kısacası, bu Koronavirüs beni kendime getirdi, hatta insanlığımı geri getirdi.

Ya sizde ne yaptı?…

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Bozkırda hayaller hep yarım kalır!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Aslında pandemi günlerinden önce çok fazla televizyon izlemeye vaktim yoktu. Yaklaşık bir yıldır evde olunca ister istemez televizyondaki bazı dizileri izleme fırsatım oldu. Herkes kendi karakterine göre kaliteli film ve dizi izlemeye başladı ki benim de izlediğim favori dizilerden birisi “Gönül Dağı” idi.

“İster Yozgatlı olduğumdan bu diziyi sevdiniz hocam deyin, isterseniz de gerçekten kalite bir dizi olduğundan dolayı bizlerde izliyoruz deyin” fark etmez ama bazı sahneleri beni çok etkiledi.

O dizide “bir Anadolu saflığını gördüm” hatta “kendi küçüklüğümdeki hatıralarımı gördüm”. Aile ilişkilerimi, çocukluğumu, arkadaşlarımı, okul günlerimi, mahallemi kısacası kendimi hatırladım.

Demek ki kültürümüze göre diziler çevrildiğinde de izlenme rekorları kırılabiliyormuş. Çünkü herkesin gönlünde ve dilinde idi bu dizi.

İzlerken bazen beni ağlatıyor, bazen de kahkaha atarak gülmeme sebep oluyor.

Bu duyguları ne kadar da çok özlemişim.

Aşk ve sevgi o kadar güzel işlenmiş ki unuttuğumuz aşkları ve sevgileri geri getirecek gibi bizleri duygulandırıyor ve heyecanlandırıyor.

Türkülerimiz de geri geldi bu dizi ile. Başka dizilerdeki benim hislerime tercümanlık etmeyen şarkıların yerine beni hüzünlendiren ve içimdeki sevgiyi çıkartan türküler ile karşı karşıyayım. Merhum halk ozanı Neşet Ertaş’ın türkülerini ne kadar da çok özlemişim. Filmi izlerken o türkü melodisinin etkisi ile gözlerimden akan yaşları gizlemeye çalışsam da eminim ailemin dikkatinden kaçmamıştır.

Tabi ki ihanetler ve çekememezlikler de var. Harun ve Karun’dan beri hep iyiler ile kötülerin rekabeti vardır ve devam edecektir. Yoksa dünyaya gelmemizdeki hikmet ve imtihan nasıl anlaşılırdı ki.

Ya arkadaşlıklara ne demeli?

3 Kuzenin birbirlerine sımsıkı sarılıp dertlerinde, hüzünlerinde ve sevinçlerinde beraber olmaları nasıl da gıpta edercesine hoşlandırıyor bizleri değil mi?

Etrafımıza bir bakalım “acaba öyle dostlarımız arkadaşlarımız ne kadar kaldı çevremizde ya da akrabalarımızda”.

Tamamen yalnızlaştık ya da küçüçük bir anne baba ve çocuklar halinde yaşantımızı sınırladık.

Akrabalar arasındaki ilişkilerimizi de ne kadar özlediğimizi bu dizi bizlere gösterdi. Oysa aynı şehirde bile yaşamamıza rağmen sadece bayramlarda gördüğümüz ne çok akrabamız var değil mi? Ya da kapısını bile çalmadığımız dostlarımızın var olduğunu…

Hayvan sevgisi de unutulmamış. Minik köpeğe “şanslı ve dertli” demeleri aslında iki uç hayatın olduğunu özetlemiş. “Kimimiz bu dünyaya şanslı olarak geliyoruz işte, kimimizde dertli” değil mi?

Gizem de katılmış diziye, o çobanın varlığı hepimizin merakını uyandırıyor.

Bozkırda aşkların, aile bağlarının, dostlukların, yaşantıların ne kadar güzel ama bir o kadar da zor olduğunu gösteren böyle dizilerin çoğalması lazım. Kültürümüzü yansıtmalı, aile bağlarımızın güçlenmesi sağlamalı, yardımlaşmanın ne kadar erdemli olduğu bizlere göstermeli.

Bu dizilerde olmasa tamamen öz benliğimizden ve Anadolu kültürümüzden uzaklaşacağız hatta aslında uzaklaşmışız bile…

Gönül Dağı gönlümün de dalı olmaya başladı.

Ama şu sözü hiç unutamadım: “Bozkırda hayaller hep yarım kalır”. Ne kadar da özlü bir cümle idi. Neden yarım kaldığı da çok farklı bir konu tabi ki…

“Bozkırın kalemi” olarak nitelendirilen Mustafa Çiftçi’nin gün yüzüne çıkmamış öykülerinden esinlenilerek senaryolaştırılan “Gönül Dağı” dizisini bizlere seyrettiren TRT ailesine, yazarımız Mustafa Çiftçi hemşerime, Berk Atan ve Gülsüm Ali İlhan başta olmak üzere tüm oyunculara, yapımcı Ferhat Eşsiz’e, yönetmen Yahya Samancı’ya ve tüm ekibe bu güzel dizi için çok teşekkür eder başarılarının devamını dilerim.

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Pestisitler sonumuz olmasın!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bakteri, virüs ve haşerelerin zararlı etkilerini ortadan kaldırmak için kullanılan pestisitlerin çevremize ve canlılara verdiği zararın ne kadar çok olduğu gün geçtikçe yapılan bilimsel araştırmalar ile anlaşılmaktadır.

Daha çok sprey şeklinde kullanılan bu zararlı pestisitler, adsorpsiyon sonucu sebze, meyve ve çevresinde kalıntı olarak kalarak canlılara geçerek zarar veriyor. Özellikle böcek öldürücü olarak kullandığımız kimyasallar soluma veya temas yolu ile insanlara geçerek sağlığı olumsuz yönde etkiliyor.

Son yapılan çalışmalarda zararın korkunç gerçeği ortaya çıkıyor.

BMC Public Health dergisindeki makalenin yazarları Wolfgang Boedeker, Meriel Watts, Peter Clausing ve Emily Marquez’in yaptıkları çalışmada; “1990’da yıllık yaklaşık 25 milyon olan pestisit zehirlenmesi sayısı, 2020’de 385 milyona yükseldiği belirttiler. Bu yükselişin nedeni, 30 yıl içerisinde pestisit kullanımının dünya genelinde %81 artmış olmasına bağladılar. Araştırmaya göre, dünyadaki 860 milyon çiftçi ve tarım işçisinin yarısına yakını (%44’ü) her yıl zehirleniyor. 141 ülkeye ait verilerin incelendiği araştırmada pestisit zehirlenmelerinin yol açtığı ölüm sayısı ise yılda yaklaşık 11 bin olarak veriliyor.”

Ne kadar ürpertici değil mi?

Çukurova Üniversitesi’nden Dr. Saliha Çelik hocamız da benzer bir çalışma yapmış;  Adana Ceyhan’daki 66 tarım işçisi ve çiftçiden saç ve kan örneklerini almış ve kontrol grubu olarak tarımla ilgisi olmayan 66 kişiyi de bu araştırmaya dâhil etmiş.

Sonuçlar berbat; çiftçilerin hepsinin saçında en az 1 tarım zehiri, 66 çiftçinin saçlarında toplam 31 farklı tarım zehiri,  çiftçilerin %94’ünün kanında en az 1 tarım zehiri olduğunu tespit ediyor.

Kontrol grubundaki tarımla ilgisi olmayan kişilerde çıkan sonuçlar daha da vahim. 66 kişiden 55’inin saçında, 52’sinin ise kanında pestisit buluyor.

Bu sonuçlara bakarak,  sadece pestisit kullanan çiftçilerimiz etkilenmemiş, bu ürünleri tüketenlerin de bu zarardan etkilendiği bulunmuş.

Bu verilere göre çok hızlı bir şekilde bu pestisitlerden tüm dünya olarak kurtulmak ya da azaltmak çarelerini aramalıyız.

Bu pestisitlerden kurtulmaz isek;

Ekolojimiz tamamen kötü yönde etkilenecek ve asrın hastalığı olarak adlandırdığımız kanser gibi vakaların sayısında artış olacak, hormonal ve üreme sistemimiz bozulacaktır.

Bu pestisit kirliliğine dur denilmelidir.

Devletin tüm resmi kurumları ve gönüllü platformlar beraberce ortak çözüm yolları bulmalı,

Dünya sağlık örgütü çok daha ciddi ilgilenmeli,

Tüm dünya pestisitlerle savaşmalı,

Kısaca, pestisitlerin yerini alabilecek doğal ve zehirsiz yöntemlere acilen geçmemiz gerekmektedir.

Yoksa bu kirlilik hepimizin sonunu getirecektir.

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Geleceğimizin tehlikesi plastik istilası!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bu haftaki “bebeklerin plasentasında mikroplastik parçacıklar bulundu” haberini duyunca çıldırdım adeta.

Guardian gazetesinde “Mikroplastikler hamile olan dört sağlıklı kadının plasentasında hem anne hem fetüs tarafında ve fetüsün geliştiği zarın içinde rastlandı” şeklindeki haberi vardı. “Annenin yeme, içme ve solunum yoluna bağlı olarak mikroplastiklerin plasenteya geçtiği tahmin edilmektedir” denilmekte idi.

Environment International dergisinde yayımlanan çalışmada; “fetüsün gelişmesini destekleyen ve dış dünya ile bağlantısını sağlayan plasentada zararlı plastik parçacıklarının bulunmasının endişe verici olduğu ve bu partiküllerin nasıl zarar verdiği konusunda araştırmaların yapılması gerektiği ve bu mikroplastiklerin fetüs gelişimini engelleyebileceği” yazılıyordu.

Kısaca çalışmayı özetlersek; bebeklerimiz daha dünyaya gelmeden ve bizlerle tanışmadan bu partiküller ile tanışıyor ve kirleniyorlardı.

Çok üzücü değil mi?

Daha iki ay önce Ekim ayında yapılan bir araştırmada; plastik biberonlarla beslenen bebeklerin milyonlarca mikroplastik yuttukları belirlenmişti.

Ya her gün içtiğimiz karton bardaklardaki mikroplastikler ile ilgili çalışmalara ne denmeli. Indian Institute’tan Dr. Sudha Goel, “Bir kâğıt bardakta günde üç bardak çay veya kahve içen bir kişi, çıplak gözle görülemeyen 75 bin minik mikroplastik parçacığı yutacaktır” demesi gerçekten de ciddiye alınmalı.

Journal of Hazardous Materials gibi ciddi bir dergide yayınlanan bir araştırmada ise;  Dr. Goel, “Mikroplastikler, iyonlar gibi kirletici maddeler, paladyum, krom ve kadmiyum gibi toksik ağır metaller için taşıyıcı görevi görür. Zaman içinde düzenli olarak tüketildiğinde, sağlık üzerindeki etkileri ciddi olabilir” denmektedir.

McGill Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırmada da; “plastik çay poşetleri her bardakta milyarlarca mikroplastik partikül yutmamıza neden oluyor” denmektedir.

Avustralya’nın Newcastle Üniversitesi ve Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından bu yılın başlarında yayınlanan ortak bir çalışma da ise: insanların haftada yaklaşık 5 gram plastik aldıklarını, bunun da bir kredi kartı boyutuna ve ağırlığına eş değer olduğunu” kamuoyu ile paylaşmışlardı.

Bizim pet şişeler ile ilgili yaptığımız bir akademik çalışmamızda ise; pet şişelerin içinde 5 tane kimyasal madde bulduğumuzu belirtmiş ve ciddi bir dergide yayınlamıştık. Bu kimyasal maddeler: UV emici bir madde olan Chimassorb 81, stabilizatörler olan Oleamide ve Irgafos 168, Antioxidant 2246 ve BHT idi. Bu maddelerin ileride bizlere ne gibi zararlar verecekleri ise şimdilik meçhuldür.

Bu tip çalışmaları sıraladıkça tehlike boyutunun giderek arttığı görülecektir.

Koronalı şu günlerde sağlığımızın ne kadar önemli olduğunu hepimiz gördük. Sağlıklı isek şu korona virüs ile daha kolay baş edebiliyoruz. Eğer sağlıklı bir bünyeye sahip değilsek virüsten çok daha kötü etkileyebiliyor ve hatta ölümlere bile sebep olabiliyor.

Tüm dünya olarak plastik atıkları ve mikroplastikler ile mücadele etmeliyiz ve radikal çözümlerin alınması gerekmektedir.

Kaçınılmaz oldu artık.

Topraklarımızı ve sularımızı hoyratça zaten kirlettik.

Ciddi önlemler almaz isek tüm insanlar bu mikroplastik kirliliğinden nasibini alacaktır.

Sağımız, solumuz plastik,

Yediklerimiz içtiklerimiz plastik,

Geleceğimizin tehlikesi plastiklerin istilası oldu artık.

Bakalım daha ne çalışmalar ile karışılacağız ve sonuçları tartışacağız.

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı