Plastik hayatlar, içilen plastikler ve kanser
Haberler
Prof. Dr. Hamdi Temel Öğretim Üyemizden Çevre Odaklı Erasmus+ Proje Başarısı
Üniversitemiz Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel’in yürütücülüğünü üstlendiği “From Yozgat to Europe, we’re on the road for the environment!” başlıklı proje, Erasmus+ DiscoverEU Dahil Etme Faaliyeti (KA155-YOU) kapsamında 23.676 avro hibe desteği almaya hak kazandı.
Proje ile uluslararası hareketlilik imkânlarına erişimi sınırlı gençlerin Avrupa’yı keşfetmeleri, farklı kültürleri tanımaları ve özellikle çevre, sürdürülebilir ulaşım ve sürdürülebilir yaşam uygulamalarını yerinde gözlemlemeleri hedefleniyor. Proje kapsamında gençler, Avrupa’daki iyi çevre uygulamalarını inceleyerek deneyimlerini ve elde ettikleri kazanımları Yozgat’a taşıyacak.
Rektörümüz Prof. Dr. Evren Yaşar, Erasmus+ Programı kapsamında projesi desteklenmeye hak kazanan Prof. Dr. Hamdi Temel’i tebrik ederek başarılarının devamını diledi.
Köşe Yazıları
Antibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
Bir zamanlar modern tıbbın mucizesi olarak kabul edilen antibiyotikler, bugün insanlığın geleceği açısından en önemli sağlık sorunlarından birinin merkezinde bulunuyor.
Penisilinin keşfiyle başlayan antibiyotik çağı, milyonlarca insanın hayatını kurtardı. Zatürre, idrar yolu enfeksiyonları, sepsis ve daha birçok bakteriyel hastalık tedavi edilebilir hale geldi. Cerrahi operasyonlardan organ nakillerine, yoğun bakım uygulamalarından kanser tedavilerine kadar modern tıbbın pek çok alanı etkili antibiyotiklere dayanıyor.
Ancak bakteriler de mücadele ediyor.
Antibiyotiklerin gereksiz ve yanlış kullanılması, bakteriler üzerinde bir seçilim baskısı oluşturuyor. Hassas bakteriler ortadan kalkarken dirençli bakteriler hayatta kalıyor, çoğalıyor ve direnç özelliklerini başka bakterilere aktarabiliyor.
Böylece bugün kolaylıkla tedavi edilebilen bir enfeksiyon, yarının ciddi sağlık problemine dönüşebiliyor.
Bu durumun bilimsel adı antimikrobiyal direnç.
Ve artık bu sorun yalnızca hastanelerin veya hekimlerin sorunu olmaktan çıktı.
Dünya yeni bir antibiyotik direnci dönemine giriyor
Dünya Sağlık Örgütü, 2026 yılında antimikrobiyal dirençle mücadele için 2026–2036 Küresel Eylem Planı’nı kabul etti.
Bu gelişme, konunun artık küresel sağlık gündeminin en üst sıralarında olduğunu gösteriyor.
WHO’nun yaklaşımındaki en önemli değişikliklerden biri ise “Tek Sağlık – One Health” anlayışının daha güçlü biçimde öne çıkarılması.
Çünkü insan sağlığı; hayvan sağlığından, tarımdan, sudan, gıdadan ve çevreden bağımsız değil.
Bakteriler sınır tanımıyor.
Bir hastanede ortaya çıkan dirençli bir bakteri çevreye, atık sulara veya başka ekosistemlere ulaşabiliyor. Aynı şekilde çevrede bulunan direnç genleri de insan ve hayvan sağlığını etkileyebiliyor.
Dolayısıyla antibiyotik direncini yalnızca reçete üzerinden değerlendirmek artık mümkün değil.
Antibiyotik direnci aynı zamanda bir çevre problemidir.
WHO’nun 2026–2036 Küresel Eylem Planı da tam olarak bu bütüncül yaklaşımı güçlendirmeyi amaçlıyor.
Peki mikroplastiklerin bununla ne ilgisi var?
İşte son yıllarda bilim dünyasında giderek daha fazla dikkat çeken soru bu.
Mikroplastikler, boyutu 5 milimetreden küçük plastik parçacıklarıdır. Bugün denizlerde, nehirlerde, toprakta, içme suyu kaynaklarında ve hatta atmosferde karşımıza çıkabiliyorlar.
Fakat mikroplastiklerin çevresel etkisi yalnızca plastik kirliliği ile sınırlı olmayabilir.
Mikroplastiklerin yüzeyleri, bakterilerin tutunabileceği ve biyofilm oluşturabileceği özel mikro-ortamlar meydana getirebiliyor. Bu yapılara bilim dünyasında “plastisphere” adı veriliyor.
İşte asıl dikkat çekici nokta burada başlıyor.
Son dönemde yapılan araştırmalar, bu mikroplastik yüzeylerinde antibiyotik direnç genleri taşıyan bakterilerin ve hareketli genetik elementlerin birikebildiğini gösteriyor.
Ağustos 2026’da yayımlanan güncel bir araştırmada, doğal olarak yaşlanmış düşük yoğunluklu polietilen (LDPE) mikroplastiklerin üzerinde oluşan mikrobiyal topluluklarda fırsatçı patojenler ile klinik açıdan önemli antibiyotik direnç genleri ve hareketli genetik elementler birlikte tespit edildi.
Araştırmacılar, yaşlanmış mikroplastiklerin nehir ortamlarında antimikrobiyal direncin yayılması açısından rezervuar ve taşıyıcı rol oynayabileceğine dikkat çekiyor.
Bu sonuç son derece düşündürücü.
Çünkü mikroplastik artık yalnızca “çevrede bulunan küçük plastik parçacıkları” olarak görülmemeli.
Belki de bazı koşullarda mikroplastikler, bakterilerin bir araya geldiği, direnç genlerinin taşındığı ve çevrede daha uzun süre kalabildiği mikroskobik platformlara dönüşebiliyor.
Görünmeyen iki tehlike aynı yerde buluşuyor
Bir tarafta mikroplastikler…
Diğer tarafta antibiyotikler ve antibiyotik direnç genleri…
Ve bunların buluştuğu yer çoğu zaman su ve atık su sistemleri.
Bu nedenle gelecekte su güvenliğini değerlendirirken yalnızca “suda mikroplastik var mı?” veya “suda antibiyotik kalıntısı var mı?” sorularını sormak yeterli olmayabilir.
Asıl sorumuz şu olmalı:
Bu maddeler aynı ortamda nasıl etkileşiyor?
Çünkü çevre, laboratuvarımızın dışında gerçekleşen devasa bir biyolojik deney alanıdır.
Antibiyotik kalıntıları bakteriler üzerinde seçilim baskısı oluşturabilir. Mikroplastikler bakterilerin tutunabileceği yüzeyler sağlayabilir. Biyofilmler bakterileri bir araya getirebilir. Direnç genleri ise farklı bakteriler arasında taşınabilir.
Bu süreçlerin tamamını henüz bütün ayrıntılarıyla bilmiyoruz.
Ancak bilimsel bulgular bize önemli bir uyarı veriyor:
Mikroplastik kirliliği ile antibiyotik direncini birbirinden tamamen bağımsız iki sorun olarak değerlendirmek artık yeterli olmayabilir.
Çözüm yalnızca yeni antibiyotik bulmak değil
Elbette yeni antibiyotiklere ihtiyacımız var.
Bilim insanları yeni etki mekanizmalarına sahip moleküller geliştirmek, dirençli bakterilerin zayıf noktalarını bulmak ve mevcut antibiyotikleri daha etkili kullanmak için yoğun biçimde çalışıyor.
Fakat yalnızca yeni antibiyotik üretmek sorunu çözmeyecektir.
Çünkü bakteriler yeni antibiyotiklere de zaman içinde direnç geliştirebilir.
Bu nedenle bir taraftan yeni ilaçlar geliştirirken diğer taraftan elimizdeki antibiyotikleri korumamız gerekiyor.
Gereksiz antibiyotik kullanımını azaltmalıyız.
Viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanılmaması gerektiğini toplumun her kesimine anlatmalıyız.
Hastanelerde enfeksiyon kontrolünü güçlendirmeliyiz.
Hayvancılık ve tarımda antibiyotik kullanımını bilimsel esaslara göre yönetmeliyiz.
Atık suları daha etkin biçimde izlemeliyiz.
Ve artık çevresel araştırmalarda mikroplastikler ile antibiyotik direnci arasındaki ilişkiyi de dikkate almalıyız.
Antibiyotikler gelecek nesillerin mirasıdır
Belki de konuya bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor.
Antibiyotik yalnızca bugün kullandığımız bir ilaç değildir.
Antibiyotikler, gelecek nesillerin de kullanması gereken ortak bir sağlık mirasıdır.
Bugün gereksiz kullandığımız bir antibiyotik, dirençli bakterilerin seçilmesine katkıda bulunabilir.
Çevreye bıraktığımız antibiyotik kalıntıları ve direnç genleri ise bizim yaşadığımız çevreyle sınırlı kalmayabilir.
Mikroplastikler de bu karmaşık çevresel döngünün yeni ve henüz tam olarak anlaşılmamış bir parçası olarak karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle antibiyotik direnci artık yalnızca farmakolojinin veya enfeksiyon hastalıklarının konusu değildir.
Bu konu aynı zamanda kimyanın, biyolojinin, çevre bilimlerinin, su yönetiminin, veterinerliğin, tarımın ve halk sağlığının ortak sorunudur.
Gelecekte başarılı olmak istiyorsak yalnızca bakteriye karşı değil, direncin ortaya çıkmasını ve yayılmasını kolaylaştıran bütün çevresel koşullara karşı mücadele etmeliyiz.
Çünkü bakteriler değişiyor.
Bilim de geçirmek zorunda.
Ve belki de antibiyotik çağını sona erdirmemenin yolu, daha fazla antibiyotik kullanmak değil; elimizi daha az antibiyotiğe götürmek, elimizdeki antibiyotikleri korumak ve çevremizdeki görünmeyen direnç mekanizmalarını zamanında fark etmektir.
Kaynaklar
- World Health Organization (WHO). The World Health Assembly adopts updated Global Action Plan on Antimicrobial Resistance (2026–2036). 25 May 2026.
- Antimicrobial resistomes in plastisphere-associated microbes over aged low-density polyethylene microplastics in the Haora River of Tripura, India. Water Environment Research, 2026.
Haberler
Bilime Adanmış Bir Hayat; Yozgatlı Prof. Dr. Hamdi Temel
Muhabir: Sevgi Ay
Yozgat Hakimiyet Gazetesi
Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, mikroplastiklerden su kıtlığına, kenevirden salebe uzanan akademik çalışmalarını ve Yozgat’a kazandırdıklarını anlattı.
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi dahili Tıp Bilimleri Bölümü öğretim üyesi ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, hem akademik kariyerini hem de Yozgat’a kazandırdığı çalışmaları anlattı. Sorgunlu olan Prof. Dr. Temel farmakoloji-toksikoloji ve kimya alanlarında iki doktoraya sahip bir bilim insanı olarak çevre kirliliğiyle mücadelede öncü çalışmalara imza atıyor.
Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yapan ve Eczacılık Fakültesi’nin kurucu dekanlığını üstlenen Temel, memleketi Yozgat’a dönerek Bozok Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
“İki Doktoraya Sahip Bir Hocayım”
Akademik yolculuğunu değerlendiren Prof. Dr. Hamdi Temel, “Hem farmakoloji ve toksikoloji alanında hem de kimya alanında iki doktoraya sahip olan bir hocayım. Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yaptım, 30 yıl kadar. Orada Eczacılık Fakültesi’ni kurduk, kurucu dekanlığını yaptık” dedi.
Prof. Dr. Temel Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de kurucu müdürlüğünü yaptığını belirterek, uluslararası akademik camiada tanınırlığının temelini bu merkezdeki çalışmaların oluşturduğunu ifade etti.
Bilimsel üretkenliğiyle dikkat çeken Prof. Dr. Temel Web of Science verilerine göre H faktörünün 34 olduğunu açıkladı. 150’nin üzerinde uluslararası, toplamda 200’ü aşkın yayına imza atan akademisyen, uluslararası atıf sayısının 3 bini geçtiğini söyledi.
50’yi aşkın ulusal ve uluslararası projede yer alan Prof. Dr. Temel bu projelerin çoğunda yürütücülük görevi üstlendi. Bozok Üniversitesi’ne geldikten sonra 5 yılını tamamlayan Prof. Dr. Temel farmakoloji yüksek lisans programını açtıklarını ve bu programın üniversitenin en popüler anabilim dallarından biri haline geldiğini vurguladı.
Çalışma alanlarının başında mikroplastikler ve plastik kirliliği geliyor. Prof. Dr. Temel Türkiye’ye ilk kez getirdikleri hassas bir cihazla yaptıkları araştırmada, 0,5 litrelik pet şişelerde 5 kimyasal madde tespit ettiklerini açıkladı.
“O çok hassas bir cihazdı. Normal aletlerle göremeyeceğiniz eser maddeleri o aletlerle çok rahat bulabilirsiniz. Biz yaptığımız çalışmalarda 0,5 litrelik pet şişelerde ne yazık ki 5 tane kimyasal madde bulduk ve o çalışmamızı uluslararası bir yayınevinde yayınlattık. Özellikle Amerika’da gerçekten çok ses getiren bir çalışmamız olmuştu.”
Bu alandaki çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Temel Springer’da uluslararası bir yayınevinde editörlüğünü yaptığı mikroplastik kitabının yakında çıkacağını duyurdu.
Yaptığı çalışmaları kitaplarla topluma aktaran Prof. Dr. Temel “Naylon Aşkı Öldürür” kitabıyla plastik kirliliğine dikkat çekti. Bu kitapla ilgili TÜBİTAK Bilim Söyleşileri kapsamında Türkiye’nin dört bir yanında konferanslar verdiğini anlattı.
Devam niteliğindeki “Suyun Sesini Duydum” kitabıyla su kıtlığı ve su kirliliğine odaklanan Prof. Dr. Temel “Geçen sene Yozgat olarak bile yaşadıklarımız ortada. Çok şükür bu sene çok yağmur yağdı da su kıtlığı çok görünmüyor ama ileride ne olacağını bilemeyiz” diye konuştu.
Anaokulundan Üniversiteye Yüzlerce Konferans
Çevre bilincini yaygınlaştırmak için anaokulu öğrencilerinden halk eğitim merkezlerine kadar geniş bir kitleye ulaşan Prof. Dr. Temel yüzlerce konferans verdiğini söyledi. Konferansların ardından aldığı olumlu dönüşlerin önemine değinen akademisyen, “İnsanlar ‘hocam biz bu şekilde düşünmemiştik’ diyebiliyorlar. Bu da demektir ki üniversite hocalarının halkla bütünleşmesi, bilgilerini aktarması lazım” ifadelerini kullandı.
Yozgat’a geldikten sonra sağlık bilimleri açısından Kenevir kitabını çıkaran Prof. Dr. Temel, Bozok Üniversitesi Kenevir Araştırma Merkezi’ndeki çalışmalara dikkat çekti. Bir TÜBİTAK projesinin de değerlendirme aşamasında olduğunu belirterek, “Bize bazı eleştiriler vardı, o eleştirileri yapıp gönderdik. Yakında onun da haberini paylaşırız” dedi.
Çekerek’teki lavanta adasıyla ilgili geçen yıl sağlık açısından lavanta sempozyumu düzenlediklerini hatırlatan Prof. Dr. Temel bu alanda kitap çıkardıklarını ve bir yüksek lisans tezinin tamamlandığını aktardı. Sağlık Bilimleri Açısından Sarı Kantaron kitabının da çıktığını belirten akademisyen, tüm bu çalışmalarda sağlık boyutunu öne çıkardıklarını vurguladı.
Akdağmadeni’nde Salep Sempozyumu
Geçen hafta Akdağmadeni Belediyesi ile birlikte sağlık bilimleri açısından Salep Sempozyumu düzenlediklerini anlatan Prof. Dr. Temel, alanında uzman bilim insanlarının katıldığı etkinlikte salebin akademik ve sağlık yönünün ele alındığını söyledi.
Prof. Dr. Temel “Salebin akademik yönden, sağlık yönünden nasıl geliştirebiliriz, nasıl akademik çalışma yapabiliriz, bunu dünyaya nasıl tanıtabiliriz? Bunlarla ilgili fikir alışverişleri yaptık. Gerçekten inanılmaz derecede zevkli geçti. Akdağmadeni’nin ev sahipliğinden dolayı çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Akademik çalışmalarının yanı sıra sosyal içerikli kitaplar da yazan Prof. Dr. Temel, çocukluk hatıralarından Sorgun, Diyarbakır ve Yozgat’a dair düşüncelerine kadar geniş bir yelpazede “Kalemimin Rengi” adlı kitabını kaleme aldı. Lambert serisinde çıkan İngilizce bir kitabının da uluslararası camiada tanındığını belirtti.
Uluslararası iş birliklerine de değinen Prof. Dr. Temel, Kazakistan’da 7 doktorant yetiştirdiğini sözlerine ekledi. Prof. Dr. Temel’in çevre kirliliği ve sağlık alanındaki yeni çalışmalarına ilişkin gelişmeler önümüzdeki dönemde paylaşılacak.
-
Köşe Yazıları2 ay önceYozgat’ın Geleceği Toprağında Saklı: Tıbbi Bitkilerle Kalkınan Bir Şehir Olalım
-
Haberler4 hafta önce“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser
-
Köşe Yazıları3 ay önceGeleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
-
Köşe Yazıları2 ay önceBiz Böyle Bir Yozgat’ta Büyüdük
-
Köşe Yazıları1 ay önceAkdağmadeni Salebi: Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
-
Haberler2 ay önceProf. Dr. Hamdi Temel: “Without Action, We Will Face a Crisis Far Worse Than the Coronavirus Pandemic”
-
Köşe Yazıları1 hafta önceAntibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
-
Köşe Yazıları3 hafta önceİBN-İ SÎNÂ’DAN BUGÜNÜN BİLİMİNE: DEĞİŞEN ARAÇLAR, DEĞİŞMEYEN AMAÇ
