Bizimle iletişime geçin

Genel

Yeşil Kalkınma Zirvesi: Mikroplastikler ve Geleceğe Dair Çözüm Önerileri

Yayınlanma

Tarih

Sürdürülebilir Yeşil Gelecek Derneği (SYGD) Başkanı Uzm. Nehide Tuna tarafından düzenlenen ve Marmara Üniversitesi Sivil Toplum Kuruluşları Uygulama ve Araştırma Merkezi (STKAM) Müdürü Prof. Dr. Esra Yüksel Acı öncülüğünde gerçekleştirilen Yeşil Kalkınma Zirvesi 2025, düşünce liderlerini, politika yapıcıları, akademisyenleri ve yerel değişim öncülerini bir araya getirerek sürdürülebilir bir gelecek için çözüm üretmeyi hedefledi. Türkiye’nin 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını %41 azaltma ve 2053’te net sıfır emisyona ulaşma hedeflerine ulaşması için bu tür organizasyonlar büyük önem taşıyor.

Zirvede Öne Çıkan Oturumlar:

  1. İklim Değişikliği ve Türkiye’nin Uyum Politikaları
    Türkiye’nin iklim krizine karşı dayanıklılığını artıracak önlemler tartışıldı.
  2. Enerji ve Döngüsel Ekonomi
    Temiz enerji kaynaklarına geçiş, atıkların kaynağında azaltımı ve çevreci üretim modelleri ele alındı.
  3. Yeşil ve Dijital Beceriler & Geleceğin Meslekleri
    İklim dostu mesleklerin önemi, dijitalleşme ile birlikte şekillenen iş dünyası ve eğitim politikalarının dönüşümü konuşuldu.
  4. Sürdürülebilir Finans
    Yeşil yatırımların teşviki, finansal sistemin çevreci girişimleri desteklemesi için uygulanabilecek modeller sunuldu.
  5. İklim Adaleti ve Gıda Güvenliği
    Tarım, kırsal kalkınma, gıda güvenliği ve toplumsal eşitsizlikler bağlamında iklim değişikliğinin etkileri değerlendirildi.

Mikroplastikler: Sessiz, Sinsi ve İklimi Tehdit Eden Tehlike

Zirvenin ilk gününde ben de 1. oturumda “İklim Değişikliği ve Türkiye’nin Uyum Politikaları” başlıklı konuşmamla yer aldım. Bu vesileyle vurguladığım en önemli konulardan biri, çevre ve insan sağlığı açısından giderek büyüyen bir tehdit olan mikroplastikler oldu.

Bugün kullandığımız pet şişelerden, poşet çaylardan, hatta havadan bile vücudumuza giren bu parçacıklar; anne sütünde, plasentada, insan kanında ve akciğer dokularında dahi tespit ediliyor. Ancak mesele sadece insan sağlığıyla sınırlı değil. Mikroplastikler, toprağın ve suyun doğal döngüsünü bozarak karbon yutaklarının verimini azaltıyor; denizlerdeki planktonların fotosentez kapasitesini düşürerek atmosferdeki karbondioksit seviyelerini etkiliyor. Bu da dolaylı yoldan iklim değişikliğini hızlandıran bir faktör haline geliyor.

İşte bu nedenle yeşil beceriler artık yalnızca çevre bilincini değil, aynı zamanda iklim sorumluluğunu da içermeli. Sadece çevreci davranmak değil, bu bilinçle yaşamak artık bir zorunluluk. Çünkü her yaptığımız tercih — örneğin cam şişe kullanmak, açık çay demlemek, plastik yerine bez çanta taşımak — doğanın ve iklimin lehine ya da aleyhine işliyor.

Bu anlamlı etkinliğin gerçekleşmesine katkı sunan SYGD Başkanı Uzm. Nehide Tuna’ya ve Marmara Üniversitesi STKAM Müdürü Prof. Dr. Esra Yüksel Acı’ya içtenlikle teşekkür ederim.

Genel

Bir Çaydanlık Dolusu Umut: Kaynatılan Su Mikroplastiklerden Kurtulabilir mi?

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Suyun Sesini Duydum adlı kitabımda da vurguladığım gibi, su hayatın temelidir. Ancak son yıllarda gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar, bu vazgeçilmez yaşam kaynağının görünmeyen bir tehdidi de taşıdığını ortaya koymaktadır: mikroplastikler

Mikroplastikler; plastik şişelerden, poşetlerden, sentetik tekstil ürünlerinden, araç lastiklerinden ve sayısız plastik üründen koparak çevreye yayılan, gözle görülemeyecek kadar küçük plastik parçacıklarıdır. Bugün artık okyanusların en derin noktalarında, dağların zirvelerindeki bulutlarda, insan kanında, anne sütünde ve hatta plasentada bile mikroplastiklere rastlanmaktadır.

Bilim dünyasında yapılan araştırmalar, insanların her yıl on binlerce mikroplastik parçacığını su ve gıdalar aracılığıyla vücuduna aldığını göstermektedir. Özellikle plastik şişelerde satılan suların da mikroplastik içerebildiği ortaya konulmuştur. Bu durum, içtiğimiz suyun güvenliği konusunda yeni soruları beraberinde getirmektedir.

Geçtiğimiz yıllarda PET şişeler üzerine yaptığımız çalışmalarda, plastik ambalajlardan çeşitli kimyasalların gıdalara ve içeceklere geçebildiğini göstermiştik. Bugün ise bilim insanları yalnızca kimyasalların değil, doğrudan plastik parçacıklarının da insan vücuduna ulaştığını ortaya koymaktadır.

Peki çözüm var mı?

Çin’deki Jinan Üniversitesi ve Guangzhou Tıp Üniversitesi araştırmacılarının ortaklaşa gerçekleştirdiği ve Environmental Science & Technology Letters dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma umut verici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmacılar, musluk suyunu 5 dakika kaynatıp 10 dakika soğuttuktan sonra süzmenin, sudaki nano ve mikroplastiklerin önemli bir kısmını uzaklaştırabildiğini belirledi.

Bu durumun arkasındaki mekanizma oldukça ilginçtir.

Sert sularda,  yani litre başına 120 mg ve üzerinde kalsiyum karbonat içeren sularda, bulunan kalsiyum ve magnezyum mineralleri, kaynatma sırasında kalsiyum karbonat adı verilen katı bir yapı oluşturur. Evlerimizde çaydanlıkların veya su ısıtıcılarının içinde zamanla oluşan beyaz tabaka aslında bu kalsiyum karbonattır. Araştırmacılar, yükselen sıcaklığın kalsiyum karbonat çekirdeklenmesini mikroplastikler üzerinde hızlandırdığını ve bu parçacıkların kalsiyum karbonat birikintileri içinde kapsüllenerek çökeldiğini tespit etmiştir. Daha sonra su basit bir kahve filtresinden geçirildiğinde bu parçacıkların önemli bölümü ortamdan uzaklaştırılabilmektedir.

Araştırmanın sonuçlarına göre sert sularda mikroplastiklerin %84 ila %90’ı uzaklaştırılabilmektedir; bu oran suyun sertlik derecesiyle doğru orantılı olarak artmaktadır. Litre başına 60 mg’dan az kalsiyum karbonat içeren çok yumuşak sularda ise bu oran yaklaşık %25 düzeyinde kalmaktadır. Bu nedenle yöntemin etkinliği, suyun mineral içeriğine bağlı olarak önemli ölçüde değişmektedir.

Elbette bu yöntem bütün sorunu çözmüyor. Mikroplastikler yalnızca içme suyundan değil; soluduğumuz havadan, tükettiğimiz gıdalardan ve kullandığımız günlük ürünlerden de vücudumuza girmektedir. Ancak kaynatma yöntemi, özellikle gelişmekte olan ülkelerde düşük maliyetli ve kolay uygulanabilir bir önlem olarak dikkat çekmektedir.

Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda araştırmalar sürmekte olup bilim insanları henüz kesin bir uzlaşıya ulaşamamıştır. Bazı çalışmalar mikroplastiklerin hücre zarlarına zarar verebileceğini ve hücre ölümüne (apoptoz) yol açabileceğini öne sürerken, diğer araştırmacılar mevcut kanıtların yeterliliğini sorgulamaktadır. Bağışıklık sistemi, hormonal denge, bağırsak florası ve sinir sistemi üzerindeki olası etkiler ise araştırmacıların gündemdeki öncelikli konuları arasında yer almaktadır.

Peki bireysel olarak neler yapabiliriz?

  • Mümkün olduğunca tek kullanımlık plastiklerden uzak durmalıyız.
  • Plastik şişelerde uzun süre beklemiş suları tüketmemeliyiz.
  • Sıcak yiyecek ve içecekleri plastik kaplarda muhafaza etmemeliyiz.
  • Cam ve paslanmaz çelik ürünleri tercih etmeliyiz.
  • Musluk suyunu uygun koşullarda kaynatıp süzerek tüketmeyi değerlendirebiliriz.

Bazen büyük sorunlara karşı çözümler oldukça basit olabilir. Belki de her gün demlediğimiz bir bardak çayın arkasında, sağlığımızı koruyacak önemli bir bilimsel yöntem gizlidir.

Unutmayalım; su yaşamdır. Ancak temiz ve güvenli su, sağlıklı bir yaşamın vazgeçilmez şartıdır. Mikroplastiklerin giderek arttığı günümüzde, bilimsel gelişmeleri takip etmek ve günlük hayatımıza uyarlamak geleceğimiz için önemli bir sorumluluktur.

Kaynak

  • Yu Z, Wang JJ, Liu LY, Li Z, Zeng EY. “Drinking Boiled Tap Water Reduces Human Intake of Nanoplastics and Microplastics.” Environmental Science & Technology Letters, 2024; 11(3): 273–279. https://doi.org/10.1021/acs.estlett.4c00081

Okumaya devam et

Genel

Mağaranın Sessizliğinde Olgunlaşan Lezzet: Divle Obruk Peyniri ve Anadolu’nun Yaşayan Mirası

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Konya Ereğli’de gerçekleştirilen “Tarım ve Gıda Güvenliğinde Sürdürülebilirlik” panelinin ardından, Anadolu’nun en özel gastronomi miraslarından biri olan Divle Obruk Peyniri’nin üretildiği mağarayı ziyaret etme fırsatı bulduk.

Bilimsel sunumlarla başlayan programımız, adeta doğanın kendi laboratuvarında devam etti…

Karaman’ın Ayrancı ilçesine yaklaşık 16 kilometre uzaklıktaki Divle köyünde bulunan ve halk arasında “obruk” olarak bilinen bu doğal mağara, yalnızca bir peynir depolama alanı değil; aynı zamanda yüzyıllardır yaşayan doğal bir fermantasyon merkezi niteliğinde.
Allah’ın bir mucizesine daha şahit oluyordum.

Eşsiz doğal güzellikleri temaşa ederek bol bol fotoğraf çektik. Yerden yaklaşık 36 metre aşağıda bulunan ve yaklaşık 250 metre uzunluğa sahip mağaraya ikişer kişilik asansörle indik. Mağaranın kendine özgü kokusu ve yer altındaki karanlık atmosferi insanı adeta bambaşka bir âleme götürüyor.

Gerçekten görmek ve koklamak lazım…

Köy muhtarımızın verdiği bilgilere göre mağara, yıl boyunca ortalama 4 derece sıcaklığını koruyarak peynirin olgunlaşması için eşsiz bir doğal ortam oluşturuyor.

Bilgileri büyük bir dikkatle dinlemeye devam ediyorum.

Divle Obruk Peyniri; %80 koyun, %10 keçi ve %10 inek sütünden elde edilen özel karışımın geleneksel yöntemlerle hazırlanmasıyla üretiliyor. Peynirler keçi ve kuzu derilerine basıldıktan sonra mağaraya indiriliyor ve burada yaklaşık 5-6 ay boyunca doğal fermantasyona bırakılıyor.

İlk zamanlarda beyaz görünümde olan tulumların yüzeyi zamanla maviye, ardından tamamen kırmızı bir renge dönüşüyor. Bu kırmızı renk ise peynirin olgunlaştığının en önemli göstergesi olarak kabul ediliyor.

Bu eşsiz dönüşümün ardındaki en önemli unsur ise ulusal ve uluslararası yayınlara konu olmuş mağaranın doğal mikroflorası…

Mağara duvarlarında bulunan özel bakteriler ve Penicillium türü küf mantarları, peynire kendine has aroma, renk ve lezzet kazandırıyor. Bu nedenle Divle Obruk Peyniri, halk arasında zaman zaman “Türk Rokforu” olarak da anılıyor.

Aslında burada doğanın kendi biyoteknolojisini görmek mümkün.

İnsan müdahalesi olmadan, yalnızca mağaranın doğal ekosistemiyle gerçekleşen bu olgunlaşma süreci; geleneksel bilginin ve mikrobiyal çeşitliliğin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

Bölgedeki üretimin yalnızca ekonomik değil; kültürel, biyolojik ve gastronomik açıdan da büyük önem taşıdığı görülüyor. Ürünün ulusal ve uluslararası düzeyde daha güçlü tanıtılmasıyla birlikte bölge ekonomisinin çok daha fazla güçleneceği de açıkça görülüyor.

Panelde dijital tarım, sürdürülebilir üretim ve gıda güvenliği üzerine yaptığımız değerlendirmelerin ardından Divle Obruk Mağarası’nı görmek, teorik bilgilerin sahadaki gerçek karşılığını hissetmek açısından oldukça anlamlıydı. Çünkü sürdürülebilirlik yalnızca teknolojiyle değil; aynı zamanda yerel bilgiye, biyolojik çeşitliliğe ve geleneksel üretim kültürüne sahip çıkmakla mümkün olabilir.

Tabii ki orada tattığım yoğurdun lezzetini de hayatım boyunca unutamayacağım.

Anadolu’nun derinliklerinde sessizce olgunlaşan bu peynir, aslında bizlere çok önemli bir gerçeği anlatıyor:

Geçmişten geleceğe uzanan güçlü üretim mirasımız; hem sağlığımızı koruyor hem de eşsiz lezzetleri yaşatmaya devam ediyor.

Bu anlamlı ziyareti gerçekleştirmemize vesile olan organizasyon ekibine tekrar teşekkür ediyorum.

Okumaya devam et

Genel

Yozgat’ta Bilim ve Edebiyat Buluşması: Prof. Dr. Hamdi Temel Söyleşi Programı

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği’nin katkılarıyla Yozgat Gençlik Merkezi’nde düzenlenen “Edebiyat ve Bilim Buluşması” programı, akademi ve edebiyat dünyasını bir araya getirdi. Programın konuğu, Yozgat Bozok Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Hamdi Temel oldu.

Akademik ve Edebi Yolculuk

Prof. Dr. Hamdi Temel, uzun yıllara dayanan farmakoloji, toksikoloji ve çevre sağlığı alanındaki akademik çalışmalarıyla tanınıyor. Akademisyenlik kariyerinde yüzlerce bilimsel makale ve araştırmaya imza atan Temel, aynı zamanda çevre bilinci ve toplumsal farkındalık üzerine kaleme aldığı eserleriyle edebiyat dünyasında da önemli bir yer edindi.

Kendi ifadesiyle, “Yazan insan çok değerlidir. Yazmak için önce dolmak gerekir. Akademisyenlikte iyi bir noktaya geldim, yazarlık ise bu birikimin paylaşımıdır” sözleriyle hem bilimsel hem edebi yönünü katılımcılarla paylaştı.

Kitaplarından Yansımalar

Söyleşide Prof. Dr. Temel’in çevre ve sağlık temalı kitapları ele alındı. Özellikle “Naylon Aşkı Öldürür” adlı eseri, plastik kirliliğinin insan sağlığına ve doğaya verdiği zararlara dikkat çekerek geniş yankı uyandırdı. Bunun yanında “Suyun sesini duydum” kitabında, geleceğin savaşlarının su kaynakları üzerine olacağına vurgu yaparak kaliteli suya erişimin hayati önemini dile getirdi.

Lavanta, kenevir ve sarı kantaron üzerine yazdığı kitaplar ise doğanın şifa kaynaklarını bilimsel bir bakış açısıyla ele alması bakımından dikkat çekti.

Katılım ve İlgi

Programa İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürü Hakkı Yurtlu, Dernek Başkanı Ahmet Sargın ve çok sayıda davetli katıldı. Etkinlik, soru-cevap bölümü ve hatıra fotoğraflarıyla zenginleşti. Katılımcılar, Prof. Dr. Temel’in hem akademik birikimini hem de edebi üretimlerini yakından tanıma fırsatı buldu.

Sonuç

Yozgat’ta gerçekleşen bu buluşma, bilim ve edebiyatın ortak paydada birleştiği anlamlı bir etkinlik olarak hafızalara kazındı. Prof. Dr. Hamdi Temel’in hem akademik hem edebi çalışmaları, gençlere ve edebiyatseverlere ilham verdi.

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı

maksibet giriş maksibet film hd izle film izle film hd izle şutbet giriş şutbet oslobet giriş oslobet betmoris giriş betmoris elexusbet giriş favorislot elexusbet giriş