Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazıları

Naylon Poşet Sorunu Türkiye Genelinde Nasıl Çözülür?

Yayınlanma

Tarih

Dünyanın pek çok ülkesinde naylon poşet kullanımına yasaklamalar getirilmekte. Peki, Türkiye ne bekliyor? Artık ülkemizde genelinde naylon poşet kullanımı sınırlanmalıdır. Çevre ve Orman Bakanlığı bu konuda sorumluluğunu yerine getirmelidir. Gereken hukuki düzenlemeleri yaparak, naylon poşet kullanımını azaltacak önlemler almalıdır.

Örneğin naylon poşetler üzerinde hiçbir şekilde tanıtım amaçlı mesajların yer almasına izin verilmeyebilir. Bu amaçla kâğıt veya kumaş gibi diğer alternatif ürünlerin kullanımı teşvik edilebilir.

Naylon poşetlerin kullanımına özel vergiler getirilerek bu sorun kökten çözülebilir.

Mağazalarda naylon poşetlerin ihtiyaçtan fazla kullanımını azaltmak üzere, tüketiciye ücretsiz naylon poşet verilmesi engellenebilir. Okullarda, halk eğitimlerinde, medyada naylon poşet kullanımıyla ilgili bilgilendirici eğitim programları yapılabilir.

Yılbaşı promosyon siparişlerinin de, firmalara ajanda, kalemlik, çakmak vs. yerine üzerine firma logosunu bastırarak bez torba dağıtmaları önerilebilir.

Gıda sektörü dışında naylon poşet kullanımı zaruri olan alanlarda, yeniden dönüştürülen materyal kullanımı teşvik edilmelidir.

Yeniden dönüşüm teşvik etmek üzere, eğitim çalışmaları yapılmalı ve naylon poşet toplama sistemleri geliştirilmelidir.

Naylon poşetler için açık alanlarda belediyeler, kapalı alanlarda kurum veya işletme sorumluları ayrı çöp toplama kutuları tahsis etmelidir.

Naylon poşet kirliliğin de özellikle Büyükşehir Belediyelerinin geri kazanıma önem vermeleri gerekmektedir.

Dünyamızı naylondan korumak üzere adım atmakta daha fazla gecikmememiz gerekmektedir.

Pratik Öneriler

*Öncelikle bez çanta, file, tekerlekli pazar çantası veya birer sepet edinelim.

*Daha az kese kâğıdı tüketimi için çantaya ayrı ayrı konmasına gerek olmayan ürünleri beraber koyalım.

*Ayırmak istediğimiz ürünler için ufak bez keseler edinelim veya kendimiz dikelim.

*Kese kâğıtlarını ve naylon poşetleri tekrar tekrar kullanalım.

*Naylon poşet ve kese kâğıtlarının geri dönüşümünü sağlayalım.

*Marketlerden alışveriş yapacağımız zaman, kendi torbalarımızı yanımızda götürelim. Sebze, meyve, et ve balık türü yiyecekleri alırken poşetle paketlenmemiş olanları tercih edelim. İçecek alırken de cam şişede olanları…

*Çocuklarımıza oyuncak alırken plastik değil, tahta veya bez olanları tercih edelim.

*Yıkanabilir özellikte pamuk veya organik bebek bezi ve pedleri kullanmaya özen gösterelim.

*Çöp poşeti satın almak yerine arta kalan naylon poşetleri çöp poşeti olarak kullanalım. Bir ton naylon poşet tekrar kullanıldığında 11 fıçı benzine denk enerji tasarruf edilmiş olur.

*Daha az naylon poşet kullanın. Haftada yalnızca 2 torba daha az kullanarak, yılda çöpe en azından 100 torba daha az atacaksınız.

*Plastik alışveriş poşetleri, petrol türevi bir termoplastik olan polietilen mamulüdür. Dolayısıyla naylon poşet kullanımındaki azalma, bir ülkenin dışa olan bağımlılığında da bir azalma demektir. Çin, sadece poşetleri paralı yapmakla, her yıl 37 milyon fıçı petrol tasarruf etmektedir.

*Naylon poşetlerin içerisinde satılan ürünlerin satın alınmaması da önerilebilir.

*Apartman yöneticileri, geri dönüşüm kutuları koyarak, topladıkları naylon ve plastik türevi maddeleri satabilirler. Apartmanlarına küçük de olsa maddi bir kar sağlayabilir, hem de çevre kirliliğini önlemeye bir katkı yapabilirler.

*Plastik ürünler atılırken ayrı torbalanmalı ki çöpten plastik ürünleri toplayan çocuklar daha az mikrop kapsınlar. Onları ihmal etmemeliyiz. Keşke bu çocuklara daha farklı yardım edebilsek.

Kaynak

1-  Temel, “Naylon Aşkı Öldürür” Hayy Kitap, Türkçe, 104 s.  2. Hamur Ciltsiz,  12 x 19 cm, İstanbul, 2011, 1. Basım, ISBN : 9786054325238, kitabımdan alıntıdır.

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Kenevirin tedavilerde ki kullanımı heyecan uyandırıyor

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bugün Düzce Üniversitesi Eczacılık Fakültesi dekanı Prof. Dr. Ufuk Koca Çalışkan hocamın ve doktora öğrencisi Selda Yıldırım’ın Ankara Ecz. Fak. Derg. “Kenevir ve Sağlık alanında Kullanımı” adlı derleme makalesini okuyunca heyecanlandım. Gerçekten de kenevir ile ilgili çok az şey biliyoruz, son yıllardaki makaleleri bolca okumak ve en kısa zamanda uygulamaya yönelik projeleri hayata geçirmek ülkemizin ekonomisine katkı sağlamak gerekmektedir. Çünkü zaten ülke olarak kenevir üretimini iyi biliyoruz.

Derlemede yüzün üzerinde makale incelenmiş, keyifle okudum, özellikle tedavi ile ilgili kısımları sizlerle paylaşacağım. Fitokannabinoitler, terpenler ve pek çok etkili bileşikler içermesi dolayısı ile pek çok tedavide kullanılmaya başlanmış bu efsane bitki.

Alzheimer

“Endokannabinoit sistemin Alzheimer gibi yaş ile ilişkili nörodejeneratif hastalıklarda hedef mekanizmalardan biri olduğu düşünülmektedir” bilgisi gerçekten de çok önemli. “Yapılan in vivo ve in vitro preklinik deneylerde, kannabinoitlerin β-amiloid toksisitesini azalttığı ve nöroprotektif etki gösterdiği görülmüştür” verileri daha çok çalışmaların olacağını göstermektedir, ümit ile bekliyoruz.

Anksiyete

“Yapılan çalışmalar kenevirin hem anksiyojenik ve hem de anksiyolitik olabileceğini göstermektedir. Düşük dozlarda Δ9-THC’nin anksiyolitik etki gösterdiği, buna karşın yüksek dozda Δ9-THC’nin ise anksiyojenik etki gösterdiği saptanmıştır” verileri ile kaygı ve korku gidericiler olarak kullanılabilecektir.

Anoreksiya

“Kenevir kullanan kişilerin iştahlarının artması dolayısı ile aynı şekilde THC ve diğer CB1 agonistlerinin de iştah artırıcı etkileri olduğu belirtilmektedir” bilgisi ile iştah problemleri çözülebilecektir.

Diyabet

“Diyabetik sıçan modelinde kannabidiol’ün makrofajlardan IL-12 salınımını ve plazma IFN-γ seviyelerini düşürmek suretiyle β hücre zedelenmesini yavaşlattığı ve bu sebeple diyabette endokannabinoitlerin önemine ilişkin çalışmalar artmaktadır. Ancak bu ana mekanizmayla ilgili olan kanıtlar henüz yeterli düzeyde değildir. Bununla birlikte diyabette, karaciğerde glutatyon rezervlerinin önemli ölçüde azaldığı ve lipit peroksidasyonunun da arttığı tespit edilmiştir” verilerine göre bu alan ile ilgili çalışmaların daha da artması gerekmektedir.

Epilepsi

“Preklinik pek çok çalışma kannabinoitlerin epilepside kullanılabileceğini göstermiştir. CBD ve CBD’nin propil türevi olan kannabidivarin ile yapılan preklinik ve klinik çalışmalar, antikonvülsan etkiyi ortaya koymakla birlikte bu etkinin mekanizması tam olarak aydınlatılamamıştır” bilgileri ile epilepsi hastalıkları üzerine çalışmalara yoğunlaşma olmalıdır.

Kemoterapiye Eşlik Eden Bulantı-Kusma

“Bilindiği gibi bulantı ve kusma kanser kemoterapisinde kullanılan ilaçların en sık görülen yan etkileri arasında bulunmaktadır. THC ve kannabidiol’ün CB1 reseptörleri üzerinden ve başka birtakım mekanizmalarla bulantı ve kusmayı önlediği bilinmektedir. Dronabinol ve nabilon özellikle konvansiyonel antiemetiklerle sonuç alınamayan kanserli hastalarda, kemoterapiye bağlı bulantı ve kusmanın giderilmesinde 1980’li yıllardan beri klinikte kullanılmaktadır” bilgisi çok önemli idi. Eminim bu çalışmalar üzerine de yoğunlaşılabilir.

Kronik Ağrı

“Bilindiği gibi kenevirin insan sağlığına yönelik keşfedilen ilk etkilerinden birisi analjezik aktivitesidir. Medikal kenevir kullanıcıları da keneviri en çok bu etkisi sebebiyle kullanmaktadır. Migren, kemik ve eklem ağrısı, menstrüel kramplar vb. pek çok ağrı tipinde etkili olmakla birlikte, özellikle nöropatik ağrı ve kanser ağrısı gibi konvansiyonel tedavilere cevap vermeyen tedavisi güç ağrı çeşitlerinde etkinliği çok daha yüksektir. Bu amaçla THC ve CBD içeren standardize kenevir ekstresi nabiksimols, 2010 yılından beri klinikte kullanılmaktadır” bilgileri zaten yıllardır bildiğimiz ağrılara inanılmaz çözümler sunmakta idi.

Kolit

“Kenevirin farklı preparatlarının gastrointestinal ağrılar, gastroenterit, diyare vb. pek çok gastrointestinal hastalıkta uzun bir süredir kullanıldığı bilinmektedir. CBC, CBD ve CBG gibi fitokannabinoitlerin çeşitli deney modellerinde inflamatuvar bağırsak rahatsızlıklarında antienflamatuvar olarak rol oynadığı çeşitli araştırmacılar tarafından rapor edilmiştir” bilgileri verilmiş, bu alanlar ile ilgili çalışmalara daha fazla yoğunluk verilmeli.

Multipl Skleroza Bağlı Spastisite

“Günümüzde kas spastisitesi, nöropatik ağrı, tremor, ataksi ve nörojenik mesane gibi multipl skleroz semptomlarının tedavisinde kullanılan ilaçlar tam olarak tedavi edici değildirler ve yan etkileri sebebiyle kullanımları kısıtlı olabilmektedir. Bu durum tüm dünyada multipl skleroz hastaları tarafından kenevirin artan oranlarda denenmesinin sebebidir. Nabiksimols 2010 yılından sonra başta Kanada ve çoğu Avrupa ülkesi olmak üzere pek çok ülkede, konvansiyonel tedavilere cevap vermeyen multipl skleroza bağlı spastisite ve ağrı tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu tedaviler sırasında psikoaktif yan etki ve direnç oldukça düşük düzeyde rapor edilmiştir ve hastalar tedaviyi iyi tolere etmişlerdir” bilgileri gerçekten bu alan ile ilgili çalışacak akademisyenlere büyük bir ışık tutacaktır.

Şizofreni ve Diğer Psikozlar

“Kannabidiol’ün THC’nin psikoaktif etkilerini inhibe ettiği ve aynı zamanda şizofrenideki metabolik, inflamatuvar ve stresle ilişkili semptomlar üzerinde de olumlu etkileri olduğu gösterilmiştir” bilgileri ile şizofren ve diğer psikolojik rahatsızlıklar ile ilgili çalışmalara da yoğunlaşabileceğini göstermektedir.

Uyku Bozuklukları

“Nabilon ve dronabinol ile yapılan kısa süreli tedavilerin obstrüktif uyku apnesinde yararlı olabileceği ile ilgili çalışmalar bulunmaktadır. Nabilonun aynı zamanda post-travmatik stres bozukluğuna bağlı kabusları azalttığı ve kronik ağrısı olan hastalarda uyku kalitesini artırdığı yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır” ile ilgili verilere bakarak uyku problemi olan hastalara verilebileceği gösterilmektedir.

Tourette Sendromu

“Tourette Sendromu (TS), en az bir yıl süren motor ve vokal tiklerle karakterize, çocukluk çağında % 0.4-0.6 sıklığında görülen nörogelişimsel bir bozukluktur. Bazı klinik çalışmalarla, kronik kenevir ya da dronabinol tedavisinin tedaviye dirençli tourette sendromunda tikleri azalttığı kanıtlanmıştır” bilgileri beni heyecanlandırdı gerçekten.

Bu makaledeki detaylı bilgilere ve çalışmalara aşağıdaki kaynaktan rahatlık ile ulaşabilirsiniz. Tekrardan bu güzel derleme için değerli hocalarımızı kutluyor ve kenevir ile ilgili terapötik çalışmaların ülkemizde daha artmasını temenni ediyorum.

Kaynak: Yıldırım ve Koca Çalışkan,  Ankara Ecz. Fak. Derg. 44(1): 112-136, 2020

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Bozok Üniversitesinin Başarısı: Kenevir

Yayınlanma

Tarih

Yazar

İlk okul yıllarımı hatırlıyorum da hem bahçemizde hem de gelişi güzel sokaklarımızda kenevir bitkisini görürdüm. Sonra ne oldu ise bir anda keneviri göremez, hatta ismini bile anmaz olduk.

Oysa çocukluğumda ismini “çedene” olarak bildiğim bu bitkinin evlerimizde çörek otu gibi ekmeklerimizin üzerine serpildiğini ya da evde pasta böreklerde kullanıldığını hayal meyal hatırlıyorum. Sonra unutmuşum ya da unutturulmuş bu bitki…

Daha sonra Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Karadağ hocamızın kenevir ile söylemlerini basında okuyunca bir anda bende dikkatimi bu bitkinin üzerine yoğunlaştırdım. Bozok Üniversitesinin “Endüstriyel Kenevir” alanında “Bölgesel Kalkınma Odaklı İhtisaslaşan Üniversite”  seçilmesi ile hem yerel hem de ulusal anlamda ne kadar büyük bir başarıya imza attığını ve çok daha güzel şeylerin olacağını gördüm. Yasal anlamda kenevir üreticisi oldu Bozok Üniversitesi, bu bölge adına çok sevindirici.

Tabi uyuşturucu olarak kullanılan kenevirden bahsetmiyoruz ve tasvip ettiğimiz bir şey de zaten değildir. Bilerek ya da bilmeyerek kenevir ile ilgili hep yanlış yönlendirilmişiz. Aklımıza nedense hep kenevir deyince yanılgı operasyonu olarak sadece uyuşturucu anlamını yüklemişler.

Oysa hele de ülkemizi saran şu menfur alçakça yangın saldırılarından sonra kontrollü olarak her bölgemize kenevir ekersek bir dönüm ektiğimiz kenevirde bile 25 dönümlük kadar oksijen çıkabiliyor olması ülkemiz toprakları için son derece önemlidir.

Kullanım alanlarını ise yazmakla bitmez. Kaynaklara göre 25 binden fazla kullanım alanları var. Gıdadan tutun, kozmetik ürünlerine kadar, kumaş kâğıt ürünlerinden tutun, ilaç sektörüne kadar geniş bir uygulanma yelpazesi var.

Faydaları ise bitmek bilmiyor. A, B1, B2, B3, B6, C, E vitaminleri ve folik asit (B9)  bakımından zengin olması, kalsiyum, demir, magnezyum, manganez, fosfor, potasyum, sodyum ve çinko minerallerini içermesi, protein bakımından zengin olması, cilde iyi gelmesi, uykusuzluk problemlerini gidermesi, kansızlığa iyi gelmesi gibi saydıkça sayasımız geliyor bu mucizevi bitkinin faydalarının…

Kamuoyu benim naylon poşetlere karşı nasıl savaştığımı ve çevreye verdikleri zararları “naylon aşkı öldürür” kitabımda anlattığımı çok iyi bilirler.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamaları beni o kadar memnun etti ki, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Yerel Yönetimler Sempozyumu’nda; Son zamanlar bu plastik poşetler vb. birçok ürünlerle ilgili olarak bir savaş başlattık. 500 yıl, 750-1000 yıl bunu toprak eritemiyor. Savaşımızı kararlı bir şekilde başlattık. Anacağım evde file dokurdu. File ile alışveriş yapar gelirdik. Bunun toprakla bir dostluğu var. O zamanlar bunlar kenevirden yapılırdı. Ülkemizde keneviri yok ettik. Kenevirden atlet, fanila dokunurdu. Çünkü teri emmesi çok farklı. Bize dost görünen düşmanlar ülkemden kenevir üretimini aldı. Biz keneviri ithal ediyoruz. Kenevire dayalı yapılması gereken şeyler varsa ithal ürünlerle yapılıyor. Gıda Tarım Bakanlığı bu konuda çalışmalara başlıyor. Birilerinin bu işi başlatması lazımdı. Şu anda biz de bunun çalışmasını yapıyoruz.” demesi artık üniversitemizin kenevir ile çalışma alanlarının önünü açmıştır. Naylon poşetlerinin yerini kenevirli poşetlerin alması gerekmektedir. Hem çevremiz kurtulur hem de daha sağlıklı ve ucuz poşetler kullanırız.

Yolun başında iken, üniversitemiz bünyesinde kurulan Bozok Üniversitesi Kenevir Araştırma Merkezi’nin çok acilen devlet destekli olarak dünyanın en büyük araştırma merkezi laboratuvarlarından biri haline gelmesi gerekiyor.

Bu alan ile ilgili çalışan dünyanın en iyi hocalarını ve firmalarını getirip endüstriyel boyutta ürünleri çok çabuk çıkarıp dünya pazarına sunmamız ülkemizin ekonomik geleceği açısından son derece önemlidir.

Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Karadağ hocamızı ve ekibini bu konuda yalnız bırakmayıp yöresel ve tüm ülke olarak kenevir konusunda yardımcı olmalıyız. Çünkü kenevir üretimi ve uygulama alanları siyaset ve kişisel çıkar üstü bir durumdur.

Eminim yıllar sonra Bozok üniversitesinin bu başarısını herkes konuşacaktır.

Haydi, ne duruyoruz,

Herkes elinden geldiği kadar kenevir ile ilgili bir şeyler yapmaya başlasın. Bozok Üniversitesi’nin başarısına ortak olalım.

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Öyle gururluyum ki

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Hiç unutmam, 1989 yılında Dicle Üniversitesi’nin açmış olduğu asistanlık sınavını kazanınca rahmetli babama; “Baba çok şükür asistanlık sınavını kazandım, Diyarbakır’a gidiyorum” deyince, “Oğlum asistanlık nedir?” diye sormuştu.  Bende “Sonunda inşallah alanımda Profesör olacağım” deyince sevinç ile “Allah yolunu açık etsin, inşallah profesör olmanı bende görürüm” diye dua etmişti. Rahmetli babam göremedi ama 13 yılımı doldurdum profesör olarak.

32 yıla yakın bir geçmişim oldu Dicle Üniversitesi’nde. Gençliğimi ve heyecanımı hep o tılsımlı ilde yaşadım. Diyarbakır “geleni de ağlatır gideni de ağlatır” sözü gerçekten çok doğru idi.  Diyarbakır’a gelirken de ağlamıştım, dönüş yolculuğumda da…

Türkiye’nin en hızlı değişen illerinden birisidir Diyarbakır. İlk geldiğimde sanki büyük bir köy gibi olan şehir bir anda dünyanın en planlı şehirlerinden birisi oluvermişti. Müthiş bir şehirleşme planı ve dünya da çok az görebileceğiniz ve rahat yaşayabileceğiniz evler yeni Diyarbakır şehrini kuşatmıştı. Sanatsal faaliyetler ve kültürel yaşam tarzı mükemmel, içilen ve yenilen şeylerin tadı ise çok lezzetli idi. Her halde en çok özleyeceğim şey meşhur Diyarbakır ciğeri ve ardından yenilen Diyarbakır kadayıfı olacaktı…

Sanayisi için çok şey söyleyemiyorum ama eminim istikrar devam ettikçe gelişmeye başlamış sanayisi de en üst seviyeye ulaşacaktır.

Ne yazık ki Dicle üniversitesi ile şehir ne yaparsanız yapın bir türlü birleşemiyor. Dersler de hep söylemişimdir; “ Brezilya’da borsa düşse ilk Diyarbakır etkilenir” sözü aslında çok doğru idi, her şeyden ilk etkilenen şehir ne hikmetse Diyarbakır idi. Ne kadar çalışırsanız çalışın karşınızda hep bir suni engel var. Konuşmalara bakarsanız herkes haklı. Belki de istikrarsızlık yapılan çalışmaları gölgelendiriyor. Bu konu geniş kapsamlı değerlendirilmeli.

Dicle üniversitesinde hep ilkleri yaşadım. Eğitim fakültesi kadrosunda iken ilk TÜBİTAK projesini fakültemde yapmak bana nasip oldu ve ilk araştırma laboratuvarını da ben kurdum. O günü hiç unutmuyorum. Diyarbakır’ın o meşhur sıcağında yaz tatiline çıkmamış ve kendi araştırma laboratuvarımı kurmuş ve o küçücük mütevazı laboratuvardaki çalışmalarım ile Türkiye’nin en genç profesörlerinden birisi olmuştum. İlk uluslararası ödülümü de o laboratuvardaki çalışmalardan almıştım.

Hocaların aletleri saklama ve başkalarına kullandırmama prensibi ne yazık ki bizim üniversitemizde de vardı. Bunu kırmak için şuan ki değeri 150 milyon lira gibi büyük bir rakam olan Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma merkezinin projesini o zaman ki ismi ile Kalkınma Bakanlığına vermiş ve projemiz geçmiş ve dünyanın en prestijli laboratuvarlarından birini proje ekibimiz üniversitemize kazandırmıştık. Proje yürütücüsü olarak inanılmaz çalışmalarımıza rağmen o kadar eleştirilmiştim ki, “kimi bu laboratuvar çok büyük, kimi çok küçük, bazıları bu proje benim, bazıları da bu projeyi ben düşünmüştüm” gibi sözler ve dedikodular ile ümidimizi kırmaya çalışmışlardı ama asla pes etmeden laboratuvarımızı kurmuştuk. Şuan 2 kurumdan akredite olan dünyanın sayılı cihazlarının olduğu ve uluslararası ödüllere doymadığımız devasa laboratuvarı anahtar teslimi bıraktım. Umarım yeni yönetimlerde bu laboratuvarlardan bizim yaptığımız gibi ulusal ve uluslararası projeler ve ödüller çıkarırlar.

Dicle Üniversitesi’nde Eczacılık Fakültesi kurulacak laflarını asistanlık zamanımdan beri duyuyordum ama kimse elini taşın altına atmıyordu. Zamanın rektörüne “Hocam eczacılık fakültesini kurmak istiyorum” teklifime çok sıcak bakmış ve tüm desteğini vermişti ve ekibim ile kolları sıvayıp Eczacılık fakültesini kurmuş ve kurucu dekan olarak atanmıştım. Kurucu dekan olarak çalışmanın zorluğunu tahmin edersiniz, sıfırdan bir fakülte kuruyorsunuz ve her şeyi siz yapacaksınız, laboratuvarlar, derslikler, boyalar, öğretim elemanları alımları vs., ama Dicle Üniversitesi sevdam bu zahmetlerin hep üzerinde idi. Ve şuan kurucusu olduğum Eczacılık fakültesi 8. Yılı bitirdi. İlk üç yıl yaptığımız çalışmalar ile de Türkiye’deki tüm Eczacılık fakültelerinin akademik performans başarı sırasında da birinciliği hiç kaptırmadık. Çok özverili, insancıl ve çalışkan bir ekip ile iyi ki yola çıkmıştım.

2010 yılında I. Uluslararası Arası Katılımlı Kamu-Üniversite-Sanayi İşbirliği Sempozyumu ve Mermercilik Şurası sempozyumunu düzenleyerek sanayi iş adamları ile üniversitemizi birleştirmeye çalışmış ve beraber neler yapabiliriz ortak akılları ürütmenin temellerini atmış ve başarılı olmuştuk.

Dicle Üniversitesi Engelliler Uygulama ve Araştırma merkezini kurmuş ve kurucu müdürlüğünü yaptım.  İlk olarak da tüm binaların engelli öğrencilerimize göre yeniden onarımı ile uğraştık. 10-11 Mayıs 2011 tarihleri arasında “1. Özel Eğitim ve Engelsiz Yaşam” 13- 14 Mayıs 2013 tarihinde “Güneydoğu’da Özel Gereksinimli Bireylerin Sorunları ve Birimleri Çalıştayı” başkanlıklarını yapmış ve son derece önemli bildirileri kitaplar haline dönüştürerek çıkan sonuçları uygulamaya dönüştürmeye gayret etmiş ve kamuoyunda farkındalık oluşturmuştuk.

Bu zamana kadar 30’un üzerinde projeler yaparak üniversiteme katkı sağlamıştım. “Naylon aşkı öldürür” ve “Susuz aşk yaşanmaz” adlı güncel kitaplarım ile Türkiye’nin gündemine oturmuş, dünyada ilk defa pet şişelerin için de 5 tane kimyasal madde bularak dünyada çok ses getiren bir çalışmaya imza atmıştık. 200 civarında yayınlanmış ulusal ve uluslararası makalelerim, 400’e yakın sempozyumlardaki bildirilerimi anlatamıyorum bile.

Anorganik kimya alanında ikinci doktoramdan sonra Ankara Üniversitesinde Farmakoloji ve Toksikoloji alanındaki ikinci doktoramı da yapmamı, zorluklara rağmen hayatımın akademik olarak en güzelliklerinden birisi olarak görmüşümdür. Çünkü öğrenmenin yaşı da yok sınırı da…

Çevre Bilincini Geliştirme Derneğini de kurarak Diyarbakır ili başta olmak üzere ülkemizde bir takım sosyal projeler yaparak gönüllüler ile çevremizi temiz tutmaya yönelik bilinçlendirme programlarını düzenledik.

2021 yılının ilk ayı  Wep of Science verilerine göre 26 H indeksi ile (şuan 27) Dicle üniversitesinde 1. sırada, bulunmamdan dolayı, Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır 2 nolu şube yönetim kurulu tarafından plaket ve çeşitli hediyeler ile ödüllendirilerek Dicle Üniversitesi’ndeki görev serüvenimi en yüksek  yerde tamamlayarak doğduğum yere Yozgat’a Bozok Üniversitesi’ne geçmiş bulunmaktayım.

Aslında yukarıda yaptığım çok az şeyleri sıraladım. Dünya hayatının geçici olduğunu biliyorum. İnşaallah Diyarbakır ilinin güzide Dicle Üniversitesinde hoş bir seda bırakmışımdır.

Allah’a ısmarladık Diyarbakır ve Dicle üniversitesi…

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı

maksibet giriş maksibet film hd izle film izle film hd izle şutbet giriş şutbet oslobet giriş oslobet betmoris giriş betmoris elexusbet giriş favorislot elexusbet giriş