Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazıları

Kanser kader mi?

Yayınlanma

Tarih

Son yıllarda Kanser çok ciddi bir şekilde yayılmakta, bu nedenle kanserden korunmak ve tedaviye yönelik tüm dünya da ve Türkiye’de etkinlikler düzenlenmektedir. Hemen hemen her kurum, bu etkinliklere katılarak ya da destek olarak halkı bilinçlendirmeye çalıştılar. Çok da doğru bir etkinlikler zinciri. Emeği geçenleri ve bu etkinliklere destek olanları canı gönülden kutluyorum.

Türkiye olarak son yıllarda sağlık sektörünce çok ciddi adımlar atıldı. Dünyada ilk defa piyasaya çıkan ve sağlık sektöründe uygulanacak teknolojik aletler ile ülkem tanıştı. Uzman doktor ve sağlık personeli sayılarımızda müthiş derecede artış oldu. Bunları anlattıkça gurur duyuyorum. Hele de Avrupa’dan ve diğer ülkelerden ülkemize muayene ve tedavi olmak için gelenleri duydukça göğsüm de kabarıyor…

Fakat bunlar bizim için tabi ki yeterli değil. Önemli olan insanlarımızı hasta etmemek, daha sağlıklı yaşamaları için çözüm yolları bulmak ve onları bilinçlendirmek hem akademisyenlerin hem de sağlık kuruluşlarının ve görevlilerin birinci görevidir.

Kısaca kanserin tarihçesine bakacak olursak, ne yazık ki milattan öncelerine dayanıyor. Bu ölümcül hastalık için o zamanlar da bile “bir tedavisi yoktur” diye yazılmış. Eğer kanser hücreleri oluşmuş ise bunlar birikerek tümörleri oluşturuyorlar. İyi huylu tümör ise problem yok, çoğu zaman alınarak tedavi edilebiliyor ve genellikle de tekrarlamıyor. Kötü huylu ise bu tümörler kanserdir. Bu hücreler anormaldir ve kontrolsüz ve düzensiz bölünürler. Bu tümörler normal dokulara zarar verebilirler ve yayılırlar. Tümör kolonileri oluşur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer alanlarına yayılmasına metastaz adı verilir ve kansere yakalanan bir kişide uzun ve meşakkatli bir süreç başlar.

O halde öncelikle bu kanser belasına yakalanmamak için önlemler almak gerekiyor. Bende kendi alanım ile ilgili önerilerimi aşağıda sıralamak istiyorum.

Her gün kullandığımız sayısız ürün, bardak, pet şişe, çatal, kaşık, suni köpükten yapılan kaplar, saklama kabı, oyuncaklar, kırtasiye ürünleri gibi şeylerde bisfenol A, ftalatlar, azo boyar maddeler, ağır metaller gibi maddeler içeriyor, yüksek ısıda gıda ve sıvılara nüfuz ediyor. Bu maddeler; troid,büyüme hormonu, östrojen ve testesteronhormonlarının üretimini azaltıyor. Plastiklerdeki bu hammaddeler obeziteye yol açıp,diyabet, astım kalp-damar hastalıkları vekaraciğer hasarına neden oluyor. Meme veprostat kanseri riskini artırıyor.

Bu nedenle bu ürünleri kullanırken dikkat etmemiz gereken hususları aşağıdaki gibi özetleyebilirim;

Plastik kaplar veya pet şişeleri lütfen buzdolabına, özellikle de buzluğa koymayın, çünkü buz çözünürken kaptaki kimyasallar da çözünüyor.

Arabada bırakılanpet şişelerdeki suları buzdolabına tekrar koyup soğutup içmeyin. Özellikle de Hamile ve bebeklere pet şişelerden su içirmeyin.

Eve alınan damacanalardaki suyu hemen cam kaba boşaltın. Evlerinizde cam malzemeler kullanmaya özen gösterin. Cam biberon kullanın.

Sıcak çay, kahve gibi sıvıların sunulduğu plastik bardak ve plastik karıştırıcıların kullanımından kaçının. Sıcak yemeklerinizi plastik kaplara koymayın.

Plastik kapları mikrodalgaya koymayın. Belediyenin suyuna güveniyor iseniz ve belediye bizim suyumuz güvenilir diyor ise, taze su dediğimiz akan suyu yani musluk suyunu tercih edin.

Kırtasiye ürünlerinde ise, TSE ve CE simgelerinin bulunmasına mutlaka dikkat edin.

Kokulu ve süslü oyuncak ya da kırtasiye ürünlerini çocuğunuza almayın.

Uçucu yapıştırıcıları çocuklarınıza çok kullandırmayın.

Ucuz ve markası belli olmayan ürünleri almayın.

Tabi ki yukarıda saydıklarımızı artırabiliriz. Bilinçli bir yaşamı tercih edeceksek bu bilgilere ihtiyacımız var ve uymak zorundayız. Manevi iklimimizi güçlendirirsek ve spor yapmaya zaman ayırırsak ya da en azından yürüyüş yaparak, asansör yerine merdiveni tercih edersek inşallah daha sağlıklı olacağız.

Unutmayalım Kanser kaderimiz değildir, biz gerekli önlemleri alırız, başımıza gelirse tevekkül etmesini de biliriz…

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Kısa ince bir yoldayım da hala haberim yok!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bu sene yaz tatilimizi bazı nedenlerden dolayı ertelemek zorunda kaldık ve kısa da olsa ailecek bir tur yapalım dedik ve yollara düştük.

Tur sonunda eve dönmemiz aslında hayatımızın da ne kadar kısa olduğunun bir göstergesi idi.

Yolculuğum esnasında Âşık Veysel’in hepimizin bildiği şiiri;

“Uzun ince bir yoldayım,

Gidiyorum gündüz gece.

Bilmiyorum ne haldeyim,

Gidiyorum gündüz gece.

Dünyaya geldiğim anda,

Yürüdüm aynı zamanda.

İki kapılı bir handa,

Gidiyorum gündüz gece…

nedense hep aklımda idi.

Geçmişime bakıyorum da her şeyim daha dün gibi. Geleceğim hakkında ise hiç bir şey bilmiyorum.

Yaptığım planlar ise hep yarım kalıyor, sanki gizli bir el beni başka şeylere yönlendiriyor.

Ülkemin yaşadığı sorunlar, dünyanın problemleri…

Benim gibi Dünyamız da yaşlandı artık be dostlar,

Toprağa yaptığımız kötülüklerin semeresini alıyoruz, bir dile gelse kim bilir bizlere neler anlatıp dertleşecek.

Havada zehirli gazlar ise cirit atıyor, bizlere kıs kıs gülüyor, onları adeta esaretten kurtarmışız da özgürlerinin tadını çıkarıyorlar gibiler.

Suya ise hiç dokunmayalım bile, artık ne içtiğimiz suların tadı var ne de yüzdüğümüz denizlerin suyu şifalı.

Yediğimiz içtiğimiz şeyler ise kimyasal madde dolu, vücudumuza bu kimyasalları depoladıkça depoluyoruz.

İnsanlar bencilleşmiş, dostlarımızın sayısı azalmış, akraba ilişkileri bitmek üzere, aile arasında ise iletişimsizlikler yüzünden mutsuzluklar artmış.

Allah sonumuzu hayır etsin…

Birde bu korona çıktı başımıza, ümitsiz bir şekilde herkes evlerinde hapsedilmiş hissinde, bir ışık bir ümit bekliyoruz.

Aslında ben bu koronalı günlerimizin sonunda bir ışıltı görüyorum. Asla ümitsiz değilim…

Hepimizin evlerimizde düşünmek için bolca vaktimiz var.

Mesela hayatımız boyunca yaptığımız hataları düşünebiliriz, takkeyi önümüze koyup geri kalan hayatımıza yeniden yön vermeye niyet edebiliriz…

Tabi ki bir de madalyonun diğer yüzü var,

Düşünsenize,

Koronadan dolayı,

Şu an toprak nefes alıyor,

Su kendini temizliyor,

Hava zehirli gazlardan kendini arındırıyor.

Kötülükler azalıyor…

Ve ben ise kendi hayatımı düşünüyorum.

Aslında Aşık Veysel’in şiirine ben farklı bir açıdan bakıyorum.

Uzun değil kısa ince bir yoldayım da hala haberim yok…

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Çevre katili olan sigara izmaritlerini yere atmayınız!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Son yıllarda tüm dünya da plastik atıklar veçevremizi kirleten her şey hakkında müthiş bir mücadele başladı.

Çok güzel şeyler oluyor çevremizi temizleme adına,

İnsanlarda farkındalıklar oluşmaya başladı, çevre bilincimiz gün geçtikçe gelişiyor.

Şuurlanmayada başladık.

Neden ve niçin gibi sorular ile çevremizi kirleten şeyleri sorguluyoruz artık.

Bunun yanında gözden kaçırmamamız gerek çok önemli bir kirlilik daha var.

Oda çevremizin katili diyebileceğimizsigara izmaritleri.

Sigara izmaritlerini sağa sola gelişi güzel atan insanların sayısı hiç de az değil.

Arabalarından pencerelerini açıp, büyük bir keyifile sigara izmaritlerini yollara fırlatanlar insanların sayısı hiç te az değildir.

Caddelere sigara izmaritlerini atanlar da nasıl bir zevk var acaba? Ya da hangi psikolojik durumu ile bu davranışlarını gösteriyorlar.

Sokakta yüzünüze sigara dumanını üfleyip, bitince de sigara izmaritini yere atanlarane demeliyiz?

Ne yazık ki artık okyanuslarımızdan tutun, yaşadığımız her alanımızda sağımızda solumuzda bu sigara izmaritlerini görüyoruz.

Ama sigara izmaritleri masum değildir.

Yapılan çalışmalar sigara izmaritlerinin sularımızı ve toprağımızı kirletmeye başladığını göstermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) raporuna göre, 1950′lerde tütün endüstrisi tarafından sigarayı filtrelenmemiş sigaralara daha sağlıklı bir alternatif haline getirmek için sigara filtreleri oluşturulmuştur.

O zaman ki üreticiler filtrelenmiş sigaraların daha sağlıklı olduğunu iddia etmekte idiler.

Ve bunun sonucu olarak ta dünyada ne yazık ki hızla her yerde sigara içenlerin sayısında artma olmuş ve çevremizde atılanizmarit çöp yığınları oluşmuştur.

Her yıl bu filtrelerle yapılan 5.6 trilyon sigaradan, neredeyse üçte ikisi sorumsuzca yere atılıyor.

Sigaradaki filtreler küçük plastik parçacıklardan yapılmıştır ve ayrışması yıllar alıyor.Atıkları ise hiçbir işe yaramıyor.

Çöp yığınları arttıkça artıyor. Çevremiz ise gün geçtikçe kirlendikçe kirleniyor.

Sigara filtrelerinin verdiği zararlardan dolayı, otlar büyümüyor, yoncalar gelişmiyor, çimlenme azalıyor.

Çünkü yere atılan sigara izmarit filtrelerin çoğunda nikotin, arsenik ve ağır metaller gibi çok zararlı kimyasallar var.

DSÖ, tütün ürünü atığının çevreye sızan ve ortamda biriken bilinen insan kanserojenleri de dâhil olmak üzere 7.000′den fazla toksik kimyasal içerdiğini açıkladı.

Yanlış okumadınız yedi binden fazlazararlı kimyasal madde varmış…

Bu zehirli atık sokaklarımız, drenajlarımız ve suyumuz ile birleşiyor.

Araştırmalar, nikotin, arsenik ve ağır metalleri içeren atılan izmaritlerden sızan zararlı kimyasalların sucul organizmalar için akut toksik olabilecekleri sonucunu veriyor.

Dünyada bazı gönüllü insanlar ve devletler sigara izmaritlerine savaş açmışlar. Plajlardan, okyanuslardan sigara izmaritlerini ve diğer çöpleri temizliyorlar.

Ne kadar güzel davranışlar sergiliyorlar değil mi?

Sigara içenlere sesleniyorum. Düşünsenize, sizin sadece keyfiniz için içtiğiniz ve sokaklara attığınız izmaritleri bir avuç gönüllü insan çevreye zarar vermesin diye toplamaya çalışıyor.

Bu satırları okuduğunuz halde,  hala vurdumduymaz olarak yaşantınıza devam edecekmisiniz?

Ya da çevremizi kirletmeye?

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Uyandığın her gün, yeni bir gündür!

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Acısı ve tatlısı ile 2019 yılını da bitirdik ve 2020 yılının ilk gününü yaşıyoruz.

Akşam 2019 yılının ilk günden son güne kadar olan haberlerini izledim. Her mikrofonu eline alan kişi “2020 yılının ülkelerine, kendilerine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini, akan kanların durmasını, vahşetlerin, cinayetlerin bitmesini ve tüm dünyada barışın sağlanmasını” diliyordu.

Demek ki tüm dünya aynı dertlerden mustarip ve bu olumsuzlukların bitmesini istiyorlar. Çok güzel bir şey.

Aslında hep güzel şeyleri dilemekle haklılar. Çünkü insanın yaratılışında güzel olanı sevme, kötü olandan ise nefret etme var. Sonradan bu güzel duygular değişime uğrayabiliyor.

İçimizdeki duyguları dinlersek, iyiliklere her zaman alkış tutma, destekleme ve gönül birliği etme hissiyatı var.

Tüm dünyadaki filmlere de dikkat edersek hangi ülke olursa olsun sonunda her zaman iyiler kazanıyor. Kötü bir şekilde bittiği zaman film oyunculardan da senaristlerden de nefret ediyoruz. Bir daha da o senaristin filmlerine gitmiyoruz.

Peki, bu iyilik duygularımıza rağmen, neden akan kanlar durdurulamıyor?

Ya da kötülerin dedikleri şeyler neden hep oluyor?

Onlar yaptıklarının reklamını daha mı iyi yapıyorlar? Ve ya yaptıkları daha mı bir çekici?

Haram daha mı bir zevkli hale geldi? Helal haramın içinde görünmüyor mu?

Oysa iyilerin sayısı kötülerden çok daha fazla, haksız mıyım?

Hepimizin içinde bu kötülerden korunma ve kötüleri yok etme sevdası var.

Dünya yaratıldığından beri Harun ve Karun’un kavgalarına hep şahit olduk, olmaya da devam edeceğiz.Fakat iyilerde asla karamsarlık ya da ümitsizliğe düşme olmamalı.

Dünya hayatı bir imtihan işte, bazen de acımasızca imtihan olunuyoruz. Ya da öyle hissediyoruz, sonunu bilmeden.

Belki de bu yaşadıklarımız bizler için ileride rahmet olacaktır, bilemeyiz ki?

Cenneti kazanmak kolay değil tabi ki, ama bu kötüleri görünce de cehennem iyi ki de var diyoruz.

İçimizdeki sevgi yumağını dışa çıkartmalıyız artık. Din, dil, ırk ayrımına girmeden, zengin fakir farklığını görmeden, zengin fakir statülerine önem vermeden hayata bakış açılarımızı insani duygulara çevirmeliyiz ki kötülerin zararlarını tamir edebilelim.

Ülkesine, memleketine, çevresine ve dinine hizmet eden bir gençlik yetiştirmeye gayret etmeliyiz.

Davam diyen bir gençlik olmalılar ruhsuz bir gençlik değil.

Buram buram vatan sevdası ile coşan bir gençliğin oluşmasına tüm varlığımızla destek vermeliyiz.

Gerçek dini duygular ile beslenen ve hakikati yaşayan bir gençlik gelirse iyiler kötülere karşı savaşını muhakkak kazanacaktır. Bir yıl sonra iyi şeylerin haberlerinin sayısı artsın.

Yeni yılın ilk günü böyle bir hissiyatım ile geçti. Karmaşık duygular içindeyim, bazen ümitsiz, bazen karamsar ama bir müddet sonra coşan içine sığmayan birisi oluveriyorum. Herkeste bu duygular var galiba.

Aslında yeni yılın ilk gününün benim için çok da farklı bir durumu yok.Benim için uyandığım gün, yaşadığım yılın yeni günüdür. O bilinçle uyanıp ve o bilinçle yaşamaya devam ediyorum.

Size de tavsiye ederim…

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı