Bizimle iletişime geçin

Köşe Yazıları

Azaltın, yeniden kullanın ve geri dönüştürün!

Yayınlanma

Tarih

2019 yılı itibari ülkemizde çevre kirliliğini ve israfı önleme adına çok güzel şeyler olmaya başladı. Bu hızla da devam edilmesi gerekiyor. Çevre kirliliğini önler isek tertemiz bir çevremizin olmasına ve gelecek neslimizin daha sağlıklı yaşamasına neden olacaktır. İlerleyen zamanlarda ise tüm canlıların sağlığı olumlu etkilenecektir.

Çevre kirliliğini ve israfların önlenmelerinde şuurlu kimliğimiz ön plana çıkması gerekmektedir ve yanlış olan bazı davranışlarımızı düzeltmeliyiz. Her şeyi bir başkasından veya idari mekanizmadan beklemek doğru değil.

Temiz çevre geleceğimiz ve şu an ki yaşantımız açısından son derece önemlidir. Oluşan atık miktarı gün geçtikçe artıyor. Biz ise her zaman bu atıklardan daha hızlı hareket etmek zorundayız ki çevremiz de daha az kirlensin.

Zenginliğin, ülke refahının ve dünya nüfusunun artması nedenleri ile insanların daha fazla ürün satın alması ve nihayetinde daha fazla atık oluşması ve çevremizin daha fazla kirlenmesi anlamına gelmesi demektir.

Her gün raflarda yeni paketleme ve teknolojik ürünler yerini alıyor, bu ürünlerin ise çoğu ne yazık ki biyolojik olarak parçalanamayan malzemeler içeriyor. Fast food tarzı yiyeceklerin sayısı gün geçtikçe çevremizi kuşatıyor bu da ayrı bir atıkların oluşumuna neden oluyor.
Atık doğal çevre üzerinde çok büyük olumsuz etkilere sahip oluyor. Çözünmesi ayrı dert, çözünmemesi ayrı bir dert.

Zararlı kimyasallar ve sera gazları çöplük alanlarındaki çöplerden salınıyor.

Atık için ise artık yer yok. Depolama sahalarımız hızla doluyor. Okyanuslar büyük bir çöp yığınına dönüşmüş. Önlem alınmaz ise dünya bir çöp yığını haline gelecektir.

Ne yapmamız gerekiyor ya da bize düşen görevler nelerdir?

Ekonomideki finansal harcamalarımızı azaltmamız gerekiyor. En azından açık büfe kahvaltı ve yemek tarzı yerlerdeki yiyeceklerimize bir son verelim. Eski elbiselerimizi veya eşyalarımızı ya değerlendirelim veya bir fakire verelim.

Gelecek nesillerimiz için doğal kaynaklarımızı koruyalım. Örneğin her fırsatta ağaç dikelim, yeşili koruyalım.

Sağlık ve gıda ürünleri hariç “Geri Dönüşümlü Malzemelerden Üretilen Ürünleri” satın almaya çalışalım. Yeniden kullanılan malzemelerden yapılmış ürünler satın almak için ürünün ambalajında ​​bir geri dönüşüm sembolü ve etiketine bakalım. Her gün üreticiler kâğıt havlular, karton kutular, plastik kaplar, boya kalemleri, mürekkep kartuşları, boya, hortumlar, mobilya, duvar kağıdı ve hatta çöp kutuları gibi bahçe malzemeleri dâhil geri dönüştürülebilir ürünler oluşturmanın yeni yollarını buluyorlar. Bizde destek olalım…

Yiyecek, içecek veya başka şeyler alırken kendi bez torbalarımızı kullanalım. Bez torbamız yok ise geri dönüşümlü kağıt torbalar üzerinde ısrar edelim ve çift torbalama olmadan mümkün olduğu kadar çok eşyayı bir torbaya koymaya gayret edelim.

Ürünleri toplu olarak satın alarak satın aldığımız ambalaj miktarını azaltmaya çalışalım.
Faturalar, finansal tablolar, bültenler vb. gibi normal olarak size gönderilen herhangi bir bildiri belgesinin e-posta ile gönderilmesini isteyelim.
Kağıt tabaklar, bardaklar ve mutfak eşyaları gibi tek kullanımlık nesnelerden uzak durmaya çalışalım.

Hediye sararken, ambalaj kağıdı yerine yeniden kullanılabilir hediye çantalarını tercih edelim ya da ambalaj kağıdını yeniden kullanalım.
Eşyaların geri dönüşümü, bir ürünün kısmen veya bir bütününün tekrar benzer veya aynı ürünlerin üretiminde kullanılmasını içerir. Düzenli üretimde, hammadde kullanımı doğrudan doğal kaynaklardan sağlanmaktadır. Örneğin, ağaçların kesilmesi gereken taze kağıt hamuru, birinci nesil kağıt oluşturmak için kullanılır. Geri dönüştürülmüş kağıt, son ürünün kalitesinden büyük ölçüde ödün vermeden yeni kağıt üretiminde çok iyi bir şekilde kullanılabilir.
Aynısı metal, cam ve plastik gibi çoğu ürün için de geçerlidir. Geri dönüştürülmüş malzemelerin kullanılması nedeniyle tasarruf edilen enerji aynı zamanda toplam tasarruf sağlar. Bu nedenle, içinde bulunduğumuz çevreyi koruma ve zenginleştirmeye yönelik sadece bir seçim ve tutum meselesidir.

Talebin arz ve kontrol taleplerinin doğal kaynakların sömürülmesine yol açabileceği gerçeğini göz önünde bulundurmalıyız.

Üç Sürdürülebilirlik Süreci prensibimiz olsun; Azaltın, Yeniden Kullanın ve Geri Dönüştürün…

Hadi az da olsa yukarıdakilerden birisi ile temiz bir çevre, sağlığımız ve geleceğimiz için başlayalım.

Var mısınız?

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Köşe Yazıları

Akdağmadeni Salebi: Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bazı toplantılar vardır; yapıldığı gün sona erer.

Bazıları ise geleceğe bırakılan önemli bir iz olur.

27-28 Temmuz 2026 tarihlerinde Yozgat Bozok Üniversitesi ile Akdağmadeni Belediyesi iş birliğinde gerçekleştirdiğimiz “Sağlık Bilimleri Açısından Salep Sempozyumu” işte böyle bir organizasyondu.

Bu sempozyum yalnızca bilimsel bildirilerin sunulduğu akademik bir toplantı değildi.

Aynı zamanda Anadolu’nun binlerce yıllık kültürel mirasını modern bilimle buluşturma çabasının önemli bir başlangıcıydı.

Geçtiğimiz yıl düzenlediğimiz “Sağlık Bilimleri Açısından Lavanta Sempozyumu” ile tıbbi ve aromatik bitkileri sağlık bilimleri perspektifinden ele alan bilimsel bir yolculuğa çıktık. Bu süreçte lavanta üzerine bir yüksek lisans tezini başarıyla tamamladık ve elde edilen bilimsel birikimi “Sağlık Bilimleri Açısından Lavanta” kitabıyla kalıcı bir esere dönüştürdük. Bu yıl ise “Sağlık Bilimleri Açısından Salep Sempozyumu” ve yayımladığımız kitabımızın oluşturduğu bilimsel ivme sayesinde salep üzerine yeni bir yüksek lisans tez çalışmasını başlatmış bulunuyoruz. Bu gelişme, düzenlediğimiz sempozyumların ve hazırladığımız bilimsel eserlerin yalnızca bilgi paylaşımıyla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda yeni araştırmalara, lisansüstü tezlere ve geleceğin bilim insanlarının yetişmesine doğrudan katkı sağladığını göstermektedir.

Aslında hedefimiz çok açık.

Ülkemizin sahip olduğu olağanüstü bitki zenginliğini yalnızca geleneksel bilgilerle değil, bilimsel araştırmalarla değerlendirmek ve bu değerleri ulusal ve uluslararası bilim dünyasına kazandırmak.

Salep neden bu kadar önemli?

Toplumun büyük bölümü salebi yalnızca kış aylarında içilen sıcak bir içecek olarak tanıyor.

Oysa bilim insanları için salep bundan çok daha fazlasıdır.

Salep;

botanikten farmakolojiye,

tıptan eczacılığa,

gıda teknolojisinden biyoteknolojiye,

kozmetikten biyomalzeme teknolojilerine kadar çok sayıda disiplinin ortak çalışma alanıdır.

İçerdiği glukomannan başta olmak üzere biyolojik olarak aktif bileşenler nedeniyle fonksiyonel gıda olarak değerlendirilen salep, gelecekte doğal ürün temelli birçok araştırmanın merkezinde yer alabilecek potansiyele sahiptir.

Bugün ilaç sanayisi doğal molekülleri araştırıyor.

Fonksiyonel gıda sektörü hızla büyüyor.

Biyoteknoloji çevre dostu doğal hammaddelere yöneliyor.

İşte salep tam da bu noktada stratejik bir ürün olarak karşımıza çıkıyor.

Akdağmadeni önemli bir değere sahip

Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından mahreç işaretiyle tescillenen Akdağmadeni Salebi, yalnızca ilçemizin değil, ülkemizin önemli doğal değerlerinden biridir.

Ancak bu değerin gerçek anlamda ekonomik ve bilimsel kazanıma dönüşebilmesi için tanıtım kadar araştırmaya da ihtiyaç vardır.

Bu nedenle sempozyum boyunca sadece salebin geleneksel kullanımını değil;

orkide türlerinin korunmasını,

üretim tekniklerini,

moleküler standardizasyonu,

mikotoksin ve gıda güvenliğini,

farmakolojik özelliklerini,

nörolojik hastalıklarla ilişkisini,

enfeksiyon hastalıklarındaki potansiyelini

ve farklı endüstriyel kullanım alanlarını alanında uzman bilim insanlarıyla değerlendirdik.

Bilimsel toplantılar ancak farklı disiplinler aynı masa etrafında buluştuğunda gerçek anlamını kazanır.

Bu sempozyum bunu başarmıştır.

Bilimsel iş birliklerinin güzel bir örneği

Bu organizasyonun en önemli yönlerinden biri de üniversite ile yerel yönetimlerin örnek iş birliğini ortaya koymasıdır.

Bilime ve akademik çalışmalara verdikleri güçlü destek nedeniyle Yozgat Bozok Üniversitesi Rektörümüz Prof. Dr. Evren Yaşar’a, sempozyumumuza ev sahipliği yapan ve “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” kitabımıza sponsor olarak büyük katkı sağlayan Akdağmadeni Belediye Başkanımız Uzm. Dr. Nezih Yalçın’a ve özveriyle çalışan belediye ekibine teşekkür ediyorum.

Bu destekler, yalnızca bir etkinliğin gerçekleşmesini sağlamamış; aynı zamanda bilimin toplumla buluşmasına önemli katkı sunmuştur.

Sempozyum kapsamında tanıtımını gerçekleştirdiğimiz “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” kitabı da bu ortak emeğin en somut ürünlerinden biri oldu. Farklı üniversitelerden ve disiplinlerden değerli akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan bu eseri, bölüm yazarlarımıza takdim etmek sempozyumun en anlamlı ve gurur verici anlarından biriydi. Uzun ve titiz bir bilimsel çalışmanın ürünü olan kitabımızın, yazarlarımızın ellerinde hayat bulduğunu görmek hepimize ayrı bir heyecan ve mutluluk yaşattı. Bu an, yalnızca bir kitap takdimi değil; ortak emeğin, bilimsel dayanışmanın ve akademik paylaşımın güzel bir simgesi olarak hafızalarımızda yer etti.

Açılış konuşmamda ifade ettiğim gibi;

“Bizim hedefimiz yalnızca bir sempozyum düzenlemek değildir. Amacımız; ülkemizin tıbbi ve aromatik bitki zenginliğini bilimsel çalışmalarla desteklemek, geleneksel bilgiyi modern bilimle buluşturmak, yerel değerlerimizi ulusal ve uluslararası platformlarda görünür hâle getirmek ve bu toplantıları sürdürülebilir bir bilim geleneğine dönüştürmektir.”

Bu anlayış, geleceğe bakışımızın da temelini oluşturmaktadır.

Bilim, yalnızca laboratuvarlarda yapılan deneylerden ibaret değildir.

Bilim; yerel değerleri evrensel bilgiye dönüştürebilmektir.

Bilim; doğayı koruyarak kalkınabilmektir.

Bilim; kültürel mirasımızı gelecek nesillere aktarabilmektir.

Akdağmadeni Kaymakamımız Sayın Cafer Kaymakçı’nın açılışta dile getirdiği şu değerlendirme, sempozyumun ruhunu çok güzel özetledi:

“Bu sempozyum, tamamlanmış bir çalışmanın sonuç toplantısı değil; Akdağmadeni salebinin bilimsel yolculuğunda yeni bir aşamanın başlangıcıdır.”

Gerçekten de bu organizasyonu bir son değil, bir başlangıç olarak görüyoruz.

Geçtiğimiz yıl lavanta ile başlayan bilimsel yolculuğumuz bu yıl salep ile devam etti.

Bilim üretildikçe gelişir.

Bilgi paylaşıldıkça çoğalır.

Ve inanıyorum ki Akdağmadeni’nde başlayan bu bilimsel yolculuk, gelecekte ülkemizin tıbbi ve aromatik bitkiler alanındaki en önemli bilimsel geleneklerinden biri olacaktır. Bu yolculukta bizi en çok mutlu eden ise yalnızca akademisyenlerin değil, Akdağmadeni halkının da bu bilimsel heyecana ortak olmasıydı. Sempozyum boyunca konferans salonunu dolduran vatandaşlarımız, bilimin toplumdan kopuk olmadığını; aksine toplumla buluştuğunda gerçek değerini kazandığını bir kez daha gösterdi. Bu ilgi, Akdağmadeni’nin yalnızca salebiyle değil, bilime verdiği değerle de anılacağının en güzel göstergesi oldu.

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Biz Böyle Bir Yozgat’ta Büyüdük

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Bugün sanki başka bir duygusallık var üzerimde.

Kendi kendime sorular sordum ve geçmişime daldım, “bugünde böyle olsun” dedim ve kalemimi elime aldım.

Yaşadığım şehri şehir yapan ne idi?

Yolları mı?

Binaları mı?

Alışveriş merkezleri mi?

Bence hayır…

Bir şehri şehir yapan; o şehrin insanı idi, kültürü idi, geçmişi idi, hatıraları idi.

Doğduğum şehir Yozgat, sadece haritada İç Anadolu’nun ortasında duran bir şehir değildi. Burası dedelerimizin, babalarımızın alın teridir, ninelerimizin duaları idi, çocukluğumuzun geçtiği sokaklardı, yani tarihimizdi, geçmişimizdi.

Eskiden mahallede, yürüdüğümüz sokaklarda herkes birbirini tanırdı.

Kapılar kilitlenmezdi, çok rahatlıkla herhangi bir evden bir bardak su isteyebilirdik.

Komşunun derdi bizim derdimizdi. Bir anda çevresinde dağ gibi olurduk.

Bir evde düğün varsa bütün mahalle orada idi.

Bir cenaze varsa herkes omuz verirdi.

İşte Yozgat’ın ya da Anadolu’daki herhangi bir şehrimizin gerçek zenginliği buydu.

Bugün teknoloji gelişti…

Zenginleştik…

Evler büyüdü…

Ama gönüllerimiz küçüldü sanki.

Eskiden cumbalı konakların pencerelerinden ya da kerpiçli evlerden çocuk sesleri yükselirdi. Bahçelerde tandırlar yanar, komşular birbirine sıcak ekmek gönderirdi. Kokusunu hala hissediyorum, tadını ise asla unutamadım. Şimdi o konakların çoğu sessiz, kerpiç evler zaten yıkılmış. O sokaklardan geçenler ise onların anlattığı hikâyeleri bilmiyor. Sessizliğe bürünmüş her yer…

Oysa her  konağın bir hatırası, her sokağın bir hikâyesi vardır.

Yozgat’ın mutfağını ise anlatamazsınız ki, tatmalısınız.

Mesela madımak sadece bir yemek değildir.

Arabaşı sadece bir çorba değildir.

Tandır kebabı sadece et değildir. Testi kebabı çok farklı bir şey.

Onlar, aynı sofranın etrafında toplanan ailelerin sevgisidir. Tek başınıza zaten bir anlam ifade etmez…

Bir başka güzelliğimiz de türkülerimizdir.

Sürmeli çalınca, gurbeti yaşamayan bile içinden bir şeylerin koptuğunu hisseder. Dalar gidersiniz.

Halay başladığında insanlar sadece oyun oynamaz. Omuz omuza vermeyi öğrenir. Birlik olmayı öğrenir.

Yozgat’ın en büyük serveti ne diye sorsalar? “Ne altındadır ne de toprağındadır” derim

En büyük serveti insanıdır.

Çalışkan insanıdır.

Dürüst insanıdır.

Vefalı insanıdır.

Ama üzülerek görüyorum ki bugün gençlerimiz birer birer başka şehirlere gidiyor ve yukarıda saydıklarım meziyetler ise bir bir yok oluyor. İnsanlar farklılaşıyor, bencilleşiyor.

Köylerimiz yaşlanıyor ve boşalıyor.

Esnafımız eski günleri özlüyor para gelmeyince bocalıyor.

El sanatlarımız unutuluyor.

Çocuklarımız dedelerinin anlattığı hikâyeleri artık bilmiyor hatta dinlemekte istemiyor.

İşte asıl kaybetmememiz gereken budur yani kültürümüzdür.

Çünkü kültürünü kaybeden toplumlar, zamanla kimliklerini de kaybederler. Boşluğa düşerler.

Bizim asıl görevimiz çocuklarımıza bu toprakların hikâyesini anlatmak ve yaşamaktır.

Onlara Yozgat’ın yada doğduğu şehrin neden özel bir şehir olduğunu öğretmektir.

Çünkü insan doğduğu yeri sever.

Ama tanıdığı kadar anlatıldığı kadar sever.

Bildiği kadar sahip çıkar.

Gelin…

Yozgat’ı ya da yaşadığınız yeri yeniden keşfedelim.

Eski konaklarımızı gezelim.

Türkülerimizi dinleyelim.

Yöresel yemeklerimizi çocuklarımıza öğretelim, beraberce yiyelim.

Köylerimizi unutmayalım. Gidip peynirlerinin tadına bakalım, yoğurdunu yiyelim.

Büyüklerimizin anlattığı hatıraları kayıt altına alalım. Çizgi filmlerini yapalım.

Çünkü bir gün onlar olmayacak.

Ama onların anlattıkları kalacak.

Yozgat’ın geleceğini kurtaracak olan devasa yatırımlar ile beraber geçmişine sahip çıkan insanları da yetiştirelim.

Unutmayalım…

Ağacın kökü ne kadar sağlam olursa, dalları da o kadar göğe uzanır.

O kökü korursak, geleceğimiz de güçlü olacaktır.

Bu gün de böyle bir şeyler içimden geçti işte.

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

Yozgat’ın Geleceği Toprağında Saklı: Tıbbi Bitkilerle Kalkınan Bir Şehir Olalım

Yayınlanma

Tarih

Yazar

Değerli okurlarım,

Bazı şehirler yer altındaki madenleriyle özdeşleşir ve zenginleşir, bazıları ise sanayisiyle büyür.

Bazı şehirler ise sahip oldukları doğal zenginliklerin henüz farkına tam varamamıştır. Bana göre Yozgat da bu şehirlerimizden biridir.

Geçtiğimiz günlerde Hitit Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen VI. Ulusal Tarım ve Gıda Çalıştayı’nda hem çağrılı konuşmacı oturumlarında moderatörlük yapma hem de “Yozgat Yöresine Ait Bazı Tıbbi ve Aromatik Bitkiler ve Kullanım Alanları” başlıklı sunumumu gerçekleştirme fırsatı buldum. Çalıştay boyunca yapılan sunumlar bir kez daha gösterdi ki; geleceğin en stratejik alanlarından biri artık yalnızca tarım değil, bio-ekonomi ve bio-inovasyondur.

Bugün dünya, petrol kadar değerli yeni bir kaynağın peşinde koşuyor: Biyoaktif doğal bileşikler.

İlaç sanayi, kozmetik sektörü, fonksiyonel gıdalar, biyopolimerler, çevre dostu ambalajlar ve yeşil nanoteknoloji artık doğal bitkilerden elde edilen etkin maddeler üzerine kuruluyor. Avrupa Birliği’nin milyarlarca avroluk araştırma fonları da tam olarak bu alanlara yönelmiş durumda. Her gün yeni bir hibe programı ile karşılaşabiliyorsunuz.

Peki Yozgat bu yarışın neresinde? Ya da bu yarışa dâhil miyiz?

Aslında Yozgat, sanıldığından çok daha büyük bir potansiyele sahiptir. Sahip olduğumuz doğal zenginlikleri bilim, teknoloji ve inovasyonla buluşturabildiğimiz takdirde, ilimiz yalnızca tarımsal üretimde değil, yüksek katma değerli ürünlerin geliştirildiği bir merkez hâline gelebilir. Bunun en güzel örneklerinden biri de Yozgat Lavanta Adası’dır. Bu eşsiz alan, doğru planlama ve bilimsel yaklaşımlarla sadece doğa turizmine katkı sağlayan bir destinasyon olmakla kalmayacak; kozmetik, fitoterapi, aromaterapi ve ilaç sanayisine hammadde sağlayan stratejik bir üretim merkezi olma potansiyeli de taşıyacaktır.

Bunun yanında, yıllardır yürütülen bilimsel araştırmalar Yozgat florasının tıbbi ve aromatik bitkiler bakımından son derece zengin olduğunu ortaya koymaktadır. Lavantanın yanı sıra kekik, çördük (Sideritis montana), civanperçemi, gülhatmi, rezene, ıhlamur ve endüstriyel kenevir gibi birçok değerli tür; içerdiği fenolik bileşikler, flavonoidler, uçucu yağlar ve diğer biyoaktif maddeler sayesinde yalnızca geleneksel halk hekimliğinde değil, modern ilaç, kozmetik, fonksiyonel gıda ve biyoteknoloji sektörlerinde de önemli kullanım alanlarına sahiptir. Bu zengin biyolojik miras, doğru Ar-Ge yatırımları ve sürdürülebilir üretim modelleriyle desteklendiğinde, Yozgat’ın ekonomik kalkınmasına ve uluslararası düzeyde rekabet gücü kazanmasına önemli katkılar sağlayacaktır.

Bu bitkileri sadece doğadan toplayıp satmaya devam mı edeceğiz, yoksa onları yüksek katma değerli ürünlere dönüştüren bir sanayi mi kuracağız?

Yozgat artık yalnızca ham madde üreten bir şehir olmamalıdır. Bitkilerimizi işleyen, standardize eden, etken maddelerini analiz eden, patent geliştiren ve dünya pazarına ürün sunan bir üretim modelini hedeflemelidir.

Üniversite, kamu kurumları, sanayi kuruluşları ve üreticilere çok büyük görevler düşmektedir.

Uluslararası standartlarda uçucu yağ distilasyon tesisleri, bitki ekstraksiyon laboratuvarları, fitokimyasal analiz merkezleri ve pilot üretim tesisleri oluşturulmalıdır.

İlave olarak, genç girişimcilere yönelik biyoteknoloji kuluçka merkezleri kurulmalı ve teknopark bünyesinde doğal ürün geliştiren start-up şirketleri desteklenmelidir.

Yozgat’ın yalnızca lavanta yağı değil;

  • standartlaştırılmış bitki ekstraktları,
  • doğal kozmetik ürünleri,
  • fonksiyonel gıdalar,
  • fitofarmasötik ürünler,
  • biyobozunur ambalaj hammaddeleri,
  • yeşil sentezle üretilmiş nanomalzemeler

geliştiren bir şehir olması hiç de uzak bir hedef değildir.

Bugün dünyada bir kilogram kaliteli uçucu yağın değeri çoğu zaman aynı ağırlıktaki birçok tarım ürününden kat kat fazladır. Asıl ekonomik değer ise yağın kendisinden çok, ondan geliştirilen patentli ürünlerde ortaya çıkmaktadır.

Yozgat Bozok Üniversitesinin endüstriyel kenevir alanındaki bölgesel ihtisaslaşması da bu vizyon açısından önemli bir avantajdır. Bu altyapının tıbbi ve aromatik bitkilerle bütünleştirilmesi, bölgeyi biyoteknoloji ve doğal ürün araştırmalarında önemli bir çekim merkezi hâline getirebilir.

Elbette bu dönüşüm yalnızca bilim insanlarının çabasıyla gerçekleşemez.

Yerel yönetimlerin, valiliğin, kalkınma ajanslarının, üreticilerin, yatırımcıların ve sanayicilerin ortak bir vizyon etrafında buluşması gerekir.

Yozgat’ın geleceği için hazırlanacak bir “Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Master Planı”, önümüzdeki 20-30 yılın ekonomik yol haritası adım adım çıkarılmalıdır.

Artık sadece buğday üreten değil;

bilgi üreten,

patent üreten,

yüksek teknoloji üreten,

ihracat yapan,

marka oluşturan

bir Yozgat hayal etmek zorundayız.

Çünkü geleceğin zenginliği yalnızca toprağın altında değil, toprağın üzerinde yetişen bitkilerde ve onları bilgiyle buluşturabilen insan kaynağındadır.

Ben inanıyorum ki doğru yatırımlar, bilimsel araştırmalar ve ortak akılla Yozgat; Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitkiler, biyoteknoloji ve bio-inovasyon alanında örnek gösterilen şehirlerinden biri olabilir.

Yeter ki elimizdeki zenginliğin farkına varalım.

Toprağımız bereketli, bitkilerimiz güçlü, bilim insanlarımız üretken olsun…

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı

maksibet giriş maksibet film hd izle film izle film hd izle şutbet giriş şutbet oslobet giriş oslobet betmoris giriş betmoris elexusbet giriş favorislot elexusbet giriş