Bizimle iletişime geçin

Ah penceremin tozu

Yayınlanma

Tarih

Okumaya devam et
Yorum yapmak için tıklayın

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Bilime Adanmış Bir Hayat; Yozgatlı Prof. Dr. Hamdi Temel

Yayınlanma

Tarih

Yazar

1 views

Muhabir: Sevgi Ay

Yozgat Hakimiyet Gazetesi

Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, mikroplastiklerden su kıtlığına, kenevirden salebe uzanan akademik çalışmalarını ve Yozgat’a kazandırdıklarını anlattı.

Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi dahili Tıp Bilimleri Bölümü öğretim üyesi ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, hem akademik kariyerini hem de Yozgat’a kazandırdığı çalışmaları anlattı. Sorgunlu olan Prof. Dr. Temel farmakoloji-toksikoloji ve kimya alanlarında iki doktoraya sahip bir bilim insanı olarak çevre kirliliğiyle mücadelede öncü çalışmalara imza atıyor.

Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yapan ve Eczacılık Fakültesi’nin kurucu dekanlığını üstlenen Temel, memleketi Yozgat’a dönerek Bozok Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürüyor.

“İki Doktoraya Sahip Bir Hocayım”

Akademik yolculuğunu değerlendiren Prof. Dr. Hamdi Temel, “Hem farmakoloji ve toksikoloji alanında hem de kimya alanında iki doktoraya sahip olan bir hocayım. Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yaptım, 30 yıl kadar. Orada Eczacılık Fakültesi’ni kurduk, kurucu dekanlığını yaptık” dedi.

Prof. Dr. Temel Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de kurucu müdürlüğünü yaptığını belirterek, uluslararası akademik camiada tanınırlığının temelini bu merkezdeki çalışmaların oluşturduğunu ifade etti.

Bilimsel üretkenliğiyle dikkat çeken Prof. Dr. Temel Web of Science verilerine göre H faktörünün 34 olduğunu açıkladı. 150’nin üzerinde uluslararası, toplamda 200’ü aşkın yayına imza atan akademisyen, uluslararası atıf sayısının 3 bini geçtiğini söyledi.

50’yi aşkın ulusal ve uluslararası projede yer alan Prof. Dr. Temel bu projelerin çoğunda yürütücülük görevi üstlendi. Bozok Üniversitesi’ne geldikten sonra 5 yılını tamamlayan Prof. Dr. Temel farmakoloji yüksek lisans programını açtıklarını ve bu programın üniversitenin en popüler anabilim dallarından biri haline geldiğini vurguladı.

Çalışma alanlarının başında mikroplastikler ve plastik kirliliği geliyor. Prof. Dr. Temel Türkiye’ye ilk kez getirdikleri hassas bir cihazla yaptıkları araştırmada, 0,5 litrelik pet şişelerde 5 kimyasal madde tespit ettiklerini açıkladı.

“O çok hassas bir cihazdı. Normal aletlerle göremeyeceğiniz eser maddeleri o aletlerle çok rahat bulabilirsiniz. Biz yaptığımız çalışmalarda 0,5 litrelik pet şişelerde ne yazık ki 5 tane kimyasal madde bulduk ve o çalışmamızı uluslararası bir yayınevinde yayınlattık. Özellikle Amerika’da gerçekten çok ses getiren bir çalışmamız olmuştu.”

Bu alandaki çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Temel Springer’da uluslararası bir yayınevinde editörlüğünü yaptığı mikroplastik kitabının yakında çıkacağını duyurdu.

Yaptığı çalışmaları kitaplarla topluma aktaran Prof. Dr. Temel “Naylon Aşkı Öldürür” kitabıyla plastik kirliliğine dikkat çekti. Bu kitapla ilgili TÜBİTAK Bilim Söyleşileri kapsamında Türkiye’nin dört bir yanında konferanslar verdiğini anlattı.

Devam niteliğindeki “Suyun Sesini Duydum” kitabıyla su kıtlığı ve su kirliliğine odaklanan Prof. Dr. Temel “Geçen sene Yozgat olarak bile yaşadıklarımız ortada. Çok şükür bu sene çok yağmur yağdı da su kıtlığı çok görünmüyor ama ileride ne olacağını bilemeyiz” diye konuştu.

Anaokulundan Üniversiteye Yüzlerce Konferans

Çevre bilincini yaygınlaştırmak için anaokulu öğrencilerinden halk eğitim merkezlerine kadar geniş bir kitleye ulaşan Prof. Dr. Temel yüzlerce konferans verdiğini söyledi. Konferansların ardından aldığı olumlu dönüşlerin önemine değinen akademisyen, “İnsanlar ‘hocam biz bu şekilde düşünmemiştik’ diyebiliyorlar. Bu da demektir ki üniversite hocalarının halkla bütünleşmesi, bilgilerini aktarması lazım” ifadelerini kullandı.

Yozgat’a geldikten sonra sağlık bilimleri açısından Kenevir kitabını çıkaran Prof. Dr. Temel, Bozok Üniversitesi Kenevir Araştırma Merkezi’ndeki çalışmalara dikkat çekti. Bir TÜBİTAK projesinin de değerlendirme aşamasında olduğunu belirterek, “Bize bazı eleştiriler vardı, o eleştirileri yapıp gönderdik. Yakında onun da haberini paylaşırız” dedi.

Çekerek’teki lavanta adasıyla ilgili geçen yıl sağlık açısından lavanta sempozyumu düzenlediklerini hatırlatan Prof. Dr. Temel bu alanda kitap çıkardıklarını ve bir yüksek lisans tezinin tamamlandığını aktardı. Sağlık Bilimleri Açısından Sarı Kantaron kitabının da çıktığını belirten akademisyen, tüm bu çalışmalarda sağlık boyutunu öne çıkardıklarını vurguladı.

Akdağmadeni’nde Salep Sempozyumu

Geçen hafta Akdağmadeni Belediyesi ile birlikte sağlık bilimleri açısından Salep Sempozyumu düzenlediklerini anlatan Prof. Dr. Temel, alanında uzman bilim insanlarının katıldığı etkinlikte salebin akademik ve sağlık yönünün ele alındığını söyledi.

Prof. Dr. Temel “Salebin akademik yönden, sağlık yönünden nasıl geliştirebiliriz, nasıl akademik çalışma yapabiliriz, bunu dünyaya nasıl tanıtabiliriz? Bunlarla ilgili fikir alışverişleri yaptık. Gerçekten inanılmaz derecede zevkli geçti. Akdağmadeni’nin ev sahipliğinden dolayı çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.

Akademik çalışmalarının yanı sıra sosyal içerikli kitaplar da yazan Prof. Dr. Temel, çocukluk hatıralarından Sorgun, Diyarbakır ve Yozgat’a dair düşüncelerine kadar geniş bir yelpazede “Kalemimin Rengi” adlı kitabını kaleme aldı. Lambert serisinde çıkan İngilizce bir kitabının da uluslararası camiada tanındığını belirtti.

Uluslararası iş birliklerine de değinen Prof. Dr. Temel, Kazakistan’da 7 doktorant yetiştirdiğini sözlerine ekledi. Prof. Dr. Temel’in çevre kirliliği ve sağlık alanındaki yeni çalışmalarına ilişkin gelişmeler önümüzdeki dönemde paylaşılacak.

Muhabir: Sevgi Ay

Okumaya devam et

Köşe Yazıları

İBN-İ SÎNÂ’DAN BUGÜNÜN BİLİMİNE: DEĞİŞEN ARAÇLAR, DEĞİŞMEYEN AMAÇ

Yayınlanma

Tarih

Yazar

0 views

17–23 Ağustos İbn-i Sînâ Haftası

Bazı insanlar çağları aşar. Onları yalnızca kendi dönemlerinin insanı olarak değerlendiremeyiz; çünkü bıraktıkları eser hâlâ elimizde, bıraktıkları soru hâlâ zihnimizdedir. İbn-i Sînâ işte böyle bir isimdir. 17–23 Ağustos İbn-i Sînâ Haftası vesilesiyle onu yeniden hatırlamak, hem akademisyenlerimiz hem de tıp öğrencilerimiz için önemli bir fırsat.

Aslında herkesin hatırlaması gerekiyor.

Yaklaşık bin yıl önce yaşamış bir şahsiyetten söz ediyoruz. Ama onu gerçekten tanımak için tarihini ezberlemek yetmez; onu merak etmek, sorgulamak, yöntemini anlamaya çalışmak gerekir.

Bir gencin merakından doğan bilim

Hayat hikâyesine baktığımızda, henüz 16 yaşlarında tıp ve fizyolojiyle ilgilenmeye başladığını, kısa sürede önemli bir bilgi birikimine ulaştığını ve deneyler yaptığını görüyoruz. Onu yalnızca “çok şey bilen bir hekim” olarak tanımlamak eksik kalır; çünkü asıl önemli olan bilgiye nasıl ulaştığıdır.

Bilgi, deneyle anlam kazanır. O tarihte gözlem yapan, deneyler gerçekleştiren ve elde ettiği sonuçları hastaların tedavisinde kullanmaya çalışan genç bir bilim insanı düşünün. Gözlem yapıyor, deneylerden yararlanıyor, elde ettiği sonuçları değerlendiriyor ve buradan genel sonuçlara ulaşmaya çalışıyordu.

Bugünkü bilimsel düşüncenin temelinde de gözlem, sorgulama ve kanıt arayışı yok mu?

Tıp öğrencilerime burada durup düşünmelerini isterim: Diploma bir bitiş çizgisi değil, bir başlangıç noktasıdır. Dün tedavi edilemeyen hastalıklar bugün tedavi edilebiliyor; dün bilinmeyen mekanizmalar bugün moleküler düzeyde açıklanabiliyor.

İyi bir hekim “Ben biliyorum” diyen değil, “Daha ne öğrenebilirim?” diye soran hekimdir.

Disiplinler arasındaki buluşma noktası

İbn-i Sînâ’nın hayatında yalnızca tıpla uğraşan bir hekim görmeyiz. Felsefe, mantık, matematik, fizik, astronomi — hepsiyle ilgilenmiş. Bugünün multidisipliner bilim anlayışını düşündüğümüzde, İbn-i Sînâ’nın bu çok yönlü yaklaşımı dikkat çekici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Bir ilacın geliştirilmesi bugün de tek bir bilim dalının işi değil. Kimya, biyoloji, toksikoloji, moleküler biyoloji, biyoinformatik, istatistik, yapay zekâ ve hesaplamalı bilimler gibi daha bir çok bilim ile çoğu zaman aynı araştırma sorusunun etrafında buluşuyor.

Büyük bilim, çoğu zaman dalların birbirinden ayrıldığı yerde değil, birbiriyle buluştuğu noktada ortaya çıkar.

Kaynaklara göre, Buhara’daki saray hekimliği döneminde hastalanan hükümdarı tedavi etmiş ve bu başarının ardından saray kütüphanesindeki tıp eserlerine erişim imkânı bulmuş. Burada dikkat çekici olan bir hükümdarın iyileşmesi değil; İbn-i Sînâ’nın bu fırsatı daha fazla öğrenmek için kullanmasıdır.

Tıp neden yapılır?

İbn-i Sînâ’nın hastalarını kazanç için değil, iyilik ve insan yararı amacıyla tedavi ettiği aktarılır.

Aradan bin yıl geçmiş olsa da bu, tıp mesleğinin en temel sorusunu bugün de karşımıza koyuyor:

Tıp neden yapılır?

Elbette modern tıp artık yalnızca hekimin kişisel deneyimine dayanamaz. Kanıta dayalı tıp, klinik araştırmalar, etik kurullar, istatistiksel değerlendirmeler ve hasta güvenliği bugünün sağlık sisteminin vazgeçilmez parçaları.

Ama bütün bu yapının merkezinde hâlâ aynı insan var:

Hasta.

Bilim ne kadar teknolojik hâle gelirse gelsin, insan odaklılığını kaybetmemeli.

Bugünün laboratuvarında bin yıllık soru

İbn-i Sînâ’nın karşılaştığı sorunlarla bizim bugün karşılaştığımız sorunlar aynı değil elbette. O dönemde genetik, mikrobiyota, kanser biyolojisi ya da yapay zekâ destekli ilaç tasarımı gibi şeyler bilinmiyordu. Bugün elimizde olağanüstü teknolojiler var. Ama teknoloji tek başına bilim değildir; bilim, teknolojiyi doğru sorularla buluşturabilme sanatıdır.

Laboratuvarlarımızda molekülleri nanometre düzeyinde inceliyor, yeni ilaç adayları sentezliyor, yapay zekâyla moleküler etkileşimleri tahmin ediyor, kanser hücrelerinin davranışını araştırıyoruz. Bütün bunlar aslında bin yıl önce sorulan aynı temel sorunun modern araçlarla sürdürülmesi:

İnsan sağlığını nasıl daha iyi koruyabiliriz?

Son söz: bizden sonra ne kalacak?

İbn-i Sînâ 57 yaşında hayata veda etti; ama düşünceleri yüzyıllar boyunca yaşamaya devam etti ve eserlerini hala okuyoruz. Çünkü bir bilim insanının gerçek ömrü, biyolojik ömründen çok daha uzundur.

Bu yüzden özellikle genç meslektaşlarıma sormak isterim: Bizden sonra hangi bilgi kalacak? Hangi araştırmamız bir genç bilim insanına ilham verecek? Hangi çalışmamız bir hastanın hayatına dokunacak?

17–23 Ağustos İbn-i Sînâ Haftası vesilesiyle, tıp tarihimizin bu büyük ismini saygıyla anıyor Allah’tan rahmet diliyorum.

Okumaya devam et

Haberler

“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser

Yayınlanma

Tarih

Yazar

1 views

Salep, Anadolu’nun yüzyıllardır kültürümüzde yer alan önemli değerlerinden biri. Ancak salebi yalnızca geleneksel bir içecek olarak görmek, sahip olduğu bilimsel potansiyeli yeterince değerlendirememek anlamına geliyor.

İşte bu düşünceden hareketle, editörlüğünü üstlendiğim “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” adlı kitabımızı bilim dünyasına kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum.

2026 yılında Türkiye Klinikleri tarafından Ankara’da yayımlanan eserimiz, 200 sayfa ve 20 bilimsel bölümden oluşuyor.

Salep sağlık bilimleri perspektifinden ele alındı

Kitabımızın temel özelliği, salebi tek bir disiplinin sınırları içerisinde değil, farklı sağlık bilimleri alanlarını bir araya getiren multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirmesidir.

Eserde; Türkiye florasında ve özellikle Yozgat yöresinde bulunan orkide türlerinden başlayarak salebin kimyasal ve biyokimyasal bileşimi, farmakokinetik özellikleri, geleneksel kullanımı, fitoterapötik potansiyeli ve insan sağlığı üzerindeki olası etkileri ele alınıyor.

Kitabımızda ayrıca salebin antimikrobiyal, antioksidan ve antienflamatuvar özellikleri; enfeksiyon hastalıkları ve COVID-19 ile ilişkisi; nörolojik hastalıklar; karaciğer ve böbrek üzerine etkileri; toksikolojisi; mikotoksinler; halk sağlığı; kozmetik ve gıda endüstrisindeki kullanımları bilimsel açıdan değerlendiriliyor.

Bunun yanında salep kökenli biyomalzemelerin oral mukoza ve dental dokulardaki potansiyeli ile Akdağmadeni salebinin metabolik sendrom açısından değerlendirilmesi de kitapta yer alan önemli konular arasında.

Dolayısıyla kitabımız yalnızca “salebin faydaları” üzerine hazırlanmış bir eser değil; botanik, kimya, biyokimya, farmakoloji, toksikoloji, mikrobiyoloji, fitoterapi, tıp, diş hekimliği, halk sağlığı, gıda ve biyomalzeme gibi farklı alanları aynı bilimsel çatı altında buluşturan kapsamlı bir çalışmadır.

Farklı üniversitelerden bilim insanları aynı eserde buluştu

Kitabımızın bir diğer önemli özelliği, farklı üniversite ve akademik kurumlardan bilim insanlarının katkılarıyla hazırlanmış olmasıdır.

Başta Yozgat Bozok Üniversitesi olmak üzere Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ve İstanbul Medipol Üniversitesi ve farklı akademik kurumlardan araştırmacılar esere katkı sundular. Bu çeşitlilik, kitabımızın gerçek anlamda disiplinler arası bir bilimsel çalışma olmasını sağladı.

Uluslararası yayın altyapısı

Eserimizin Türkiye Klinikleri tarafından yayımlanmış olması da bizim için ayrıca önem taşıyor. Sağlık bilimleri alanında uzun yıllardır yayıncılık yapan Türkiye Klinikleri, tıp, eczacılık, diş hekimliği, hemşirelik, veterinerlik ve diğer sağlık bilimleri alanlarında ulusal ve uluslararası yayınlar gerçekleştiren bir yayınevidir. Yayınevinin Web of Science Book Citation Index (BKCI) kapsamındaki uluslararası yayıncılık altyapısı, kitabımızın akademik görünürlüğü açısından da önemli bir avantaj oluşturmaktadır.

Bu nedenle eserimizin yalnızca ulusal literatüre değil, uluslararası akademik çevrelere ulaşabilecek bir yayın altyapısıyla hazırlanmış olması bizim için gurur vericidir.

Akdağmadeni Salebi bilimsel literatürde

Kitabımızın bizim için özel anlam taşıyan bölümlerinden biri de “Salep, Akdağmadeni Salebi ve Metabolik Sendrom” başlıklı bölüm.

Akdağmadeni’nin sahip olduğu salep potansiyelini bilimsel açıdan ele alarak, yerel bir değeri akademik literatüre taşımayı amaçladık. Böylece kitap, Türkiye’deki salep araştırmalarının yanı sıra Yozgat ve Akdağmadeni’nin sahip olduğu bu önemli değeri de bilimsel bir çerçevede kayıt altına alıyor.

Kitap bir son değil, yeni araştırmaların başlangıcı

Ben bu kitabın en önemli çıktısının yalnızca 200 sayfalık bir bilimsel eser ortaya koymak olmadığını düşünüyorum.

Asıl hedefimiz, kitabımızın yeni araştırmalara, yüksek lisans ve doktora tezlerine, projelere ve bilimsel iş birliklerine zemin hazırlaması.

Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz “Sağlık Bilimleri Açısından Lavanta Sempozyumu” sonrasında lavanta üzerine bir yüksek lisans tezini tamamladık. Şimdi ise salep sempozyumu ve kitabımızın oluşturduğu bilimsel birikimle birlikte salep üzerine yeni bir yüksek lisans tez sürecine başlamış bulunuyoruz. Çünkü bilimsel bir kitabın gerçek başarısı, yalnızca raflarda yer alması değil; yeni araştırmaların başlamasına vesile olmasıdır.

Özel Teşekkür

Bu vesileyle, “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” kitabımızın hazırlanması ve yayımlanmasına sağladığı değerli sponsorluk desteği için Akdağmadeni Belediye Başkanımız Sayın Uzm. Dr. Nezih Yalçın’a özellikle teşekkür etmek istiyorum. Sayın Yalçın’ın katkısı bununla da sınırlı kalmamış, aynı zamanda kitabımızda bölüm yazarı olarak bilimsel katkı sunarak bu ortak çalışmanın bir parçası olmuştur. Bir belediye başkanının kendi yöresinin önemli bir doğal ve kültürel değeri olan salebin bilimsel olarak araştırılmasına ve literatüre kazandırılmasına doğrudan katkı sunması son derece kıymetlidir. Hem kitabımıza sağladığı sponsorluk desteği hem de bölüm yazarı olarak verdiği bilimsel katkı için Sayın Uzm. Dr. Nezih Yalçın’a gönülden teşekkür ediyor; bu duyarlılığın örnek bir üniversite-yerel yönetim iş birliği olduğuna inanıyorum.

Bu eserin ortaya çıkmasına katkı sağlayan tüm bölüm yazarlarımıza, bilim ve düzenleme kurullarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor; kitabımızın yeni araştırmalara, yeni tezlere ve yeni bilimsel iş birliklerine ilham vermesini diliyorum.

Akdağmadeni’nden başlayan bu bilimsel yolculuğun, salebin ve Anadolu’nun diğer tıbbi ve aromatik bitkilerinin bilim dünyasındaki yerini güçlendirerek devam etmesi dileğiyle…

Prof. Dr. Hamdi TEMEL

Editör – Sağlık Bilimleri Açısından Salep

Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi

Okumaya devam et

Trendler

Prof. Dr. Hamdi Temel © 2020 Tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki yazıların izinsiz ve kaynak gösterilmeden paylaşılması yasaktır.

Toplam Ziyaretçi Sayısı

maksibet giriş maksibet film hd izle film izle film hd izle şutbet giriş şutbet oslobet giriş oslobet betmoris giriş betmoris elexusbet giriş favorislot elexusbet giriş