Haberler
Hayatın Vazgeçilmez Mucizesi “Su” / Prof. Dr. Hamdi Temel
Yayınlanma
2 sene önceTarih
Yazar
hamditemel
“Susuz Aşk Yaşanmaz” isimli kitabınızı yazmaya nasıl karar verdiniz? Sizi su konusunda araştırma yapmaya iten neydi?
İlk kitabım olan Naylon Aşkı Öldürür’de, plastik poşetlerin ve diğer plastiklerin çevremize nasıl zarar verdiğini, ayrıca plastik kaplı gıda ve içeceklerin içerisine sızan mikroplastikler ve kimyasalların etkilerini ele aldım. Bu kitabın ardından yaptığımız ve geniş yankı uyandıran pet şişe çalışmasında, LCMC-ITTOF cihazıyla beş farklı kimyasal madde tespit ettik. Bu araştırmalar, ileride karşılaşabileceğimiz sorunları daha geniş bir çerçevede ele alma fikrini doğurdu. Böylece, Susuz Aşk Yaşanmaz kitabını yazarak, suyun genel özelliklerinden sağlığa faydalarına, hatta gelecekte yaşanabilecek su savaşlarına kadar geniş bir konu yelpazesini ele aldım.
Kitabınızda bahsettiğiniz “susuz aşk yaşanmaz” ifadesi oldukça ilgi çekici. Bu metaforu biraz açıklayabilir misiniz?
“Susuz Aşk Yaşanmaz” ifadesini, suyun hayati önemini metaforik bir yaklaşımla vurgulamak amacıyla kullandım. Bu başlık, suyun insan yaşamındaki temel işlevlerini yalnızca fiziksel değil, duygusal ve psikolojik boyutta da bir bağlamda ele alıyor. Susuzluk, fiziksel sağlığımızı tehlikeye atarak bedenimize zarar verirken, aynı zamanda psikolojik ve duygusal dengemizi de sarsabilir; bu durumda, insanın sevgi, huzur ve bağlılık gibi temel insani duyguları sürdürebilmesi de zorlaşır. “Naylon Aşkı Öldürür” kitabımda çevresel kirlenmenin birey ve toplum üzerindeki etkilerini tartıştıktan sonra, Susuz Aşk Yaşanmaz kitabıyla, bu kez suyun varlığının, yaşamın tüm yönlerinde ne kadar vazgeçilmez olduğunu ifade eden bir başlıkla ilerlemek istedim.
Suyun “hayat veren mucize” olarak tanımlanmasının arkasındaki bilimsel gerçekler nelerdir? Bu özelliklerin canlı yaşamı için önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Suyun “hayat veren mucize” olarak tanımlanması, onun sahip olduğu olağanüstü özelliklere dayanmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de suyun 63 defa geçmesi, bu mucizenin kutsal bir referansıdır. Bilimsel olarak da suyun kimyasal ve fiziksel özellikleriyle benzersiz bir bileşik olması bu tanımı doğrulamaktadır. Dünya dışındaki gezegenlerde bulunmayan ve içilebilir nitelikte nadir olan su, dünya yüzeyinin %70’ini kaplar ve yaşamın temelini oluşturur.
Su, yanıcı hidrojen ve yakıcı oksijen atomlarından oluşsa da kararlı bir bileşik olarak çok yüksek sıcaklıklar hariç (1300°C gibi) kendi başına ayrışmaz. Bu durum, suyun yanardağlar dışında kendiliğinden hidrojen ve oksijen atomlarına ayrılmamasını sağlayarak yaşamın sürdürülebilirliğini temin eder. Eğer bu ayrışma normal şartlarda gerçekleşseydi, hidrojenin yanıcı özellikleri nedeniyle dünya bir ateş topuna dönerdi.
Ayrıca suyun termal özellikleri de mucizevidir. Suyun 4°C’de en yüksek yoğunluğa ulaşıp sonrasında genleşmeye başlaması, suda yaşayan canlılar için hayati öneme sahiptir. Diğer sıvıların aksine, su donduğunda yoğunluğu azalır ve yüzeyde yüzer. Böylece soğuk havalarda bile derin suların alt katmanları 4°C’de sabit kalarak sudaki yaşamı korur. Eğer su diğer sıvılar gibi “normal” davranış gösterseydi, donma dipten başlayacak ve derin sular büyük bir buz kütlesine dönüşecekti. Bu durumda, denizlerin dibi tamamen donacak ve sudaki yaşam imkânsız hale gelecekti.
Su, yüksek termal kapasitesi sayesinde deniz ve kara arasındaki sıcaklık farkını da dengeler. Gizli ısısının yüksek olması denizlerin karalara göre daha geç ısınıp daha geç soğumasını sağlar, bu da gündüz ve gece arasındaki sıcaklık farklarını sınırlar. Bu özelliklerin tümü, canlıların yaşamını sürdürebilmesi için gereklidir. Harvard Üniversitesi Biyolojik Kimya Bölümü Profesörü Lawrence Henderson’ın da belirttiği gibi, su dünyamızın sıcaklık düzenini sağlarken, canlıların beden sıcaklıklarını korur ve meteorolojik döngülere destek sağlar.
Özetle, suyun tüm bu mucizevi özellikleri, dünya ekosisteminin işleyişi ve canlıların yaşamı için vazgeçilmezdir. Eğer dünya üzerinde su miktarı daha az olsaydı, sıcaklık farkları çok artar, birçok bölge çölleşir ve yaşam sürdürülemez hale gelirdi. Bu yüzden su, tüm canlılar için hayat veren bir mucize olarak tanımlanmaktadır.
Suyun kimyasal mucizesi olarak tanımladığınız özellikler nelerdir?
Suyun kimyasal mucizesi olarak tanımlanan özellikleri, onu yaşam için vazgeçilmez kılan benzersiz özellikleridir. Bunların en başında, suyun üstün bir çözücü olması gelir. Hemen hemen tüm kimyasal maddelerin suda çözünmesi, suyu yaşam için ideal hale getirir. Bu özellik, suyun içinde çözünmüş yararlı mineraller ve kimyasal maddelerin, nehirler aracılığıyla denizlere taşınmasını sağlar; bu yolla yaşam için gerekli olan bu maddelerin yılda 5 milyar ton gibi bir miktarda taşındığı tahmin edilmektedir.
Ayrıca, su neredeyse tüm kimyasal reaksiyonları hızlandırma yeteneğine sahip bir katalizör olarak işlev görür. Suyun reaksiyonlara katılma eğilimi, biyolojik ve jeolojik görevlerini yerine getirmesi için en uygun seviyededir. Bu özellik, ne aşırı derecede aktif bir asit gibi zarar verici ne de inert bir gaz gibi etkisiz olan, dengeli bir yapıya sahip olmasını sağlar. Prof. Michael Denton’a göre su, hem biyolojik hem de jeolojik işlevleri için “en ideal reaktivite seviyesine” sahiptir.
Yale Üniversitesi biyofizik profesörü Harold Morowitz’in vurguladığı üzere, suyun proton iletkenliği gibi sadece ona has olan bir özelliği, biyolojik enerji transferinde ve yaşamın oluşumunda büyük önem taşır. Bu özelliklerin tamamı, suyun kimyasal yapısının sadece yeryüzü için değil, hayatın devamı için özel olarak yaratılmış olduğunu gösterir. Başka hiçbir gezegende suyun benzeri bulunmadığına göre, bu muazzam düzen, suyun Allah tarafından insan yaşamına özel bir mucize olarak yaratıldığını ortaya koymaktadır.
Suyun akışkanlık değeri hakkında değerli bilgiler vermişsiniz. Bu özelliğin doğadaki ve canlı organizmalardaki rolünü biraz açıklayabilir misiniz?
Suyun akışkanlık değeri, doğada ve canlı organizmalarda hayati bir role sahiptir. Öncelikle, su diğer sıvılara kıyasla son derece yüksek bir akışkanlığa sahiptir; bu özelliği sayesinde yaşamın devamlılığında çok önemli bir işlevi yerine getirir. Örneğin, suyun akışkanlığı, kanın ince kılcal damarlarda rahatça akabilmesini sağlar. Bu durum, kanın vücuttaki tüm hücrelere oksijen, enerji, besin ve hormon gibi yaşamsal maddeleri ulaştırmasını mümkün kılar. Suyun akışkanlığı az ya da fazla olsaydı, kılcal damarların işlevi aksar ve vücut sağlıklı bir dolaşım sistemi oluşturamazdı. Örneğin, akışkanlık daha düşük olsaydı, kan kılcal damarlarda tıkanır ve kan dolaşımı yetersiz kalırdı; eğer fazla olsaydı, damar yapıları zarar görürdü.
Prof. Michael Denton’ın belirttiği gibi, suyun akışkanlığı, hücrelerin embriyo gelişimi sırasında hareket etmelerini sağlar ve vücudun her yanına ulaşabilen kılcal damar ağı oluşumunu destekler. Ortalama 5 milyar kılcal damarın 950 kilometrelik uzunluğu ile vücudu bir ağ gibi saran bu sistem, suyun yüksek akışkanlığı sayesinde sağlıklı bir şekilde işler. Suyun akışkanlık değeri biraz farklı olsaydı, organizmaların dokularına yeterli oksijen ve glikoz ulaştırmak imkânsız hale gelirdi. Bu özellik, geniş yaşam formlarının karmaşık yapısını mümkün kılan temel unsurlardan biridir.
Bu nedenle, suyun akışkanlık değerinin yaşam için “en ideal oranda” yaratılması, doğadaki tüm canlılar için vazgeçilmez bir mucize olarak karşımıza çıkar.
Kitabınızda su hakkında bilmediğimiz enteresan bilgilerden bahsediyorsunuz. Bunlardan birkaç örnek verebilir misiniz?
Elbette. Su hakkında pek çok ilginç bilgi bulunmakta, fakat burada sadece bir tanesine değinelim: “Yapay su.” Suyun bileşimi basitçe H2O olarak bilinse de yapay su üretmek mümkün olmamıştır. Bu, suyun mucizevi bir varlık olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bu eşsiz yapının doğadaki örneği gibi başka bir formunu elde edememek, suyun yaşam için vazgeçilmez olduğunu kanıtlıyor. Daha fazla detay ve diğer ilginç bilgiler için kitabımıza göz atmanızı tavsiye ederiz.
Su tüketiminin vücudumuz için neden bu kadar kritik olduğunu açıklayabilir misiniz? Ayrıca, yeterli su tüketmemenin sağlığa kısa ve uzun vadede etkileri nelerdir?
Su tüketimi, insan sağlığı için en az oksijen kadar hayati bir öneme sahiptir. Vücuttaki her hücre, doku ve organ işlevlerini sürdürebilmek için suya ihtiyaç duyar. Yaşamın devamı için gerekli olan su, biyolojik çözücü olarak vücutta gerçekleşen tüm kimyasal reaksiyonlara katılarak vitaminlerin, minerallerin çözülmesini ve taşınmasını sağlar. Sindirim sürecinde yediğimiz gıdalardaki besin öğelerinin emilmesini sağlarken, metabolizmanın oluşan atıkları seyrelterek ve vücuttan atılmasına yardımcı olur. Ayrıca su, vücut sıcaklığını dengeler, derinin nemlenmesine katkıda bulunur ve eklemlerin sağlıklı çalışmasını sağlar. Böbreklerin sağlıklı çalışması ve vücuttan toksik maddelerin uzaklaştırılması için de su büyük bir önem taşır.
Yeterli su tüketilmediğinde kısa vadede vücut susuzluk, baş ağrısı ve yorgunluk belirtileri gösterir. Susuzluk oranı arttıkça vücutta ısı düzeni bozulur, fiziksel performans düşer, halsizlik ve titreme gibi belirtiler ortaya çıkar. Uzun vadede ise yetersiz su tüketimi, böbreklerin zorlanmasına, kan dolaşımının yavaşlamasına ve organların işlevlerini tam olarak yerine getirememesine yol açar. Vücuttaki su kaybı %10’u aştığında hayati risk başlar, kan yoğunluğu artar, dolaşım sistemi zorlanır ve ciddi sağlık sorunları yaşanır. Özetle, suyun vücuda olan katkısı, yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi için kritik olup su kaybının önlenmesi hayati önemdedir.
Su içmenin bir adabı olduğundan bahsetmişsiniz. Bize birkaç ipucu verebilir misiniz?
Evet, su içmenin aslında birkaç basit ama etkili adabı var, bunlar suyun vücuda faydasını en üst düzeye çıkarmaya yardımcı olabilir:
Yudumlayarak İçin: Bir anda büyük miktarlarda içmek yerine, suyu yavaşça ve yudumlayarak tüketmek vücudun onu daha etkili bir şekilde kullanmasını sağlar. Yavaş içildiğinde su hücrelere daha iyi ulaşır.
Otururken İçin: Ayakta su içmek, suyun hızla mideye ulaşmasına neden olarak sindirim sistemini zorlayabilir. Oturur pozisyonda içmek daha sağlıklıdır ve mideye olan baskıyı azaltır.
Sabahları İlk İş Olarak İçin: Sabah uyandığınızda vücudunuz uzun bir süre susuz kalmıştır. Bu yüzden güne bir bardak su içerek başlamak, metabolizmanızı canlandırır ve sindirim sistemini harekete geçirir.
Aşırı Soğuk Su Tüketmeyin: Çok soğuk su içmek sindirim sistemini zorlayabilir ve mideyi üşütebilir. Ilık veya oda sıcaklığında su içmek vücut için daha faydalıdır, çünkü mideye ve diğer organlara uyum sağlar.
Yemeklerden Önce İçin: Yemeklerden yaklaşık 30 dakika önce bir bardak su içmek, sindirimi kolaylaştırır. Ancak yemek sırasında aşırı su içmek, mide asitlerini seyreltip sindirimi zorlaştırabilir.
Gün Boyu Dengeli Tüketin: Gün içinde belirli aralıklarla su içmek, vücudun su ihtiyacını düzenli olarak karşılamanızı sağlar. Tek seferde çok miktarda içmektense gün boyunca su tüketmek vücudu daha iyi dengede tutar.
Bu ipuçları, suyun vücuda olan etkisini artırarak daha sağlıklı bir su tüketimi alışkanlığı oluşturmanıza yardımcı olabilir.
Su tüketimi konusunda çeşitli ilginç başlıklar ele almışsınız. Güneşte ısınmış su içmek, su içme zamanlaması, bebeklerin su tüketimi, suyun kilo kontrolüne etkisi gibi konularda neler söylersiniz? Özellikle “Su içmek İnsanı Ne Zaman Hasta Eder?” ve “Aşırı Su Tüketiminin Zararları” başlıkları dikkat çekici. Sağlıklı su tüketimi için temel önerileriniz nelerdir? Hızlı, soğuk su içmenin ve yemeklerle birlikte su tüketiminin vücudumuza etkileri hakkında bilgi verebilir misiniz?
Su tüketiminde bazı ilginç başlıklar gerçekten dikkat çekici olabilir ve doğru bilgiyle desteklenmiş su içme alışkanlıkları sağlık açısından önem taşır. İşte bunlardan bazıları:
* Güneşte Isınmış Su İçmek
Güneşte ısınan suyun uzun süre beklemesi, mikrop üremesine yol açabilir. Özellikle plastik şişelerde bırakılan su, zararlı kimyasalların suya geçmesine sebep olabilir. Suyu serin ve gölge bir yerde muhafaza etmek en doğrusudur.
* Su İçme Zamanlaması
Su içmenin zamanlaması vücut sağlığı için önemlidir. Örneğin:
• Sabah kalkar kalkmaz içilen su metabolizmayı uyandırır.
• Yemeklerden 30 dakika önce bir bardak su, sindirime destek olur.
• Spor öncesinde su içmek performansı artırır, ancak çok miktarda değil.
• Gece yatmadan hemen önce fazla su içmek ise uykuyu bölebilir ve böbrekleri fazla çalıştırabilir.
* Bebeklerin Su Tüketimi
Bebeklerde ilk 6 ay anne sütü ya da mama dışında su vermek önerilmez. Çünkü bebeklerin böbrekleri henüz suyu işleyebilecek gelişime ulaşmamıştır. Su, ilerleyen aylarda ek gıdalara geçildiğinde küçük miktarlarda eklenebilir.
* Suyun Kilo Kontrolüne Etkisi
Su tüketimi kilo kontrolünde önemli bir rol oynar. Yemeklerden önce içilen bir bardak su, tokluk hissini artırabilir ve aşırı yemek yeme isteğini azaltabilir. Ayrıca, metabolizmayı hızlandırarak kalori yakımını destekleyebilir.
* “Su İçmek İnsanı Ne Zaman Hasta Eder?”
Su tüketiminde dengenin aşılması sağlığa zarar verebilir. Aşırı soğuk ya da çok hızlı içilen su mide kaslarını ve sindirim sistemini zorlayabilir. Ayrıca, çok fazla su hızlıca içildiğinde vücuttaki tuz dengesi bozulur ve halsizlik, mide bulantısı gibi belirtiler ortaya çıkabilir.
* Aşırı Su Tüketiminin Zararları
Çok fazla su içmek, hiponatremi olarak bilinen bir duruma yol açabilir. Bu durum, kanınızdaki sodyum seviyesinin tehlikeli şekilde düşmesine neden olur ve baş ağrısı, mide bulantısı, bilinç bulanıklığı gibi semptomlar ortaya çıkar. Ayrıca, böbrekler aşırı çalışarak yorulabilir ve vücut su dengesini korumakta zorlanır.
Sağlıklı Su Tüketimi İçin Temel Öneriler
• Yavaş ve yudum yudum için: Su, sindirim sistemi ve böbrekler için daha faydalı hale gelir.
• Ilık su tercih edin: Çok soğuk su, mideyi üşütebilir ve sindirimi zorlaştırabilir.
• Yemek sırasında aşırı su içmeyin: Yemeklerle birlikte fazla su tüketmek, mide asitlerini seyreltip sindirimi zorlaştırabilir. Yemeklerden önce ya da yemek sonrası bir süre bekleyerek içmek daha uygundur.
• Gün boyu dengeli su tüketin: Vücudunuzun suya olan ihtiyacını düzenli aralıklarla karşılayın; tek seferde aşırı miktarda su içmekten kaçının.
Bu bilgiler, suyun sağlığa olan katkısını en iyi şekilde elde etmenize yardımcı olabilir ve dengeli su tüketimiyle sağlıklı bir yaşam tarzına destek sağlar.
İnsanların su tüketim alışkanlıklarını değiştirmeleri için neler önerirsiniz? Günlük yaşamda insanların su içme alışkanlıklarını geliştirmek için tavsiyeleriniz var mı?
Su tüketim alışkanlıklarını geliştirmek, sağlıklı yaşamın temel taşlarından biridir. Ancak birçok insan, su içmeyi unutarak ya da yeterince önemsemeyerek günlük ihtiyacını karşılamakta zorlanabilir. İşte su tüketimini artırmak için bazı öneriler:
1. Su İçmeyi Hatırlatan Uygulamalar Kullanın
• Akıllı telefonlar için geliştirilen su içme hatırlatma uygulamaları su içme alışkanlığı edinmede faydalı olabilir. Bu uygulamalar günlük hedeflerinizi takip etmenize ve hatırlatmalar yaparak alışkanlık kazanmanıza destek olur.
2. Yanınızda Su Şişesi Taşıyın
• Gün boyu yanınızda su şişesi bulundurmak su içmeyi hatırlatır. Örneğin, masa başında çalışıyorsanız sürekli görebileceğiniz bir yere cam su şişesi koyarak daha sık su içebilirsiniz.
3. Suyunuza Doğal Tatlar Ekleyin
• Suya taze meyve dilimleri (limon, portakal, çilek) veya nane gibi doğal aromalar eklemek, suyu lezzetlendirebilir ve su içme isteğini artırabilir.
4. Güne Bir Bardak Su ile Başlayın
• Sabah kalkar kalkmaz su içmek, metabolizmayı harekete geçirir ve günün geri kalanında su tüketimini hatırlatır. Bu alışkanlık vücudu uyandırmanın yanı sıra, su tüketimine güzel bir başlangıç sağlar.
5. Hedef Belirleyin ve Takip Edin
• Günlük su hedefinizi belirleyip buna ulaşmaya çalışmak motivasyonu artırabilir. Şişelerin üzerine saat belirterek belirli zaman aralıklarında su içmeye çalışabilir, böylece gün boyu dengeli bir şekilde su tüketebilirsiniz.
6. Suyu Diğer İçeceklerle Karıştırmayın
• Çay, kahve veya meşrubat gibi içecekler suyun yerini tutmaz ve bazıları idrar söktürücü etkisiyle su kaybına neden olabilir. Bu içeceklerin yerine daha fazla su tüketmeye odaklanmak önemlidir.
7. Su İçme Zamanları Belirleyin
• Öğünlerden önce bir bardak su içmeyi alışkanlık haline getirin. Özellikle yemeklerden önce içilen su, sindirimi kolaylaştırabilir ve günlük su ihtiyacınıza katkı sağlar.
8. Cam veya Paslanmaz Çelik Şişeler Tercih Edin
• Çevre dostu ve sağlıklı şişelerle su tüketimi hem içme motivasyonunu artırır hem de sağlığınızı korumanıza yardımcı olur.
9. Aileniz ve Arkadaşlarınızla Beraber Su İçin
• Özellikle iş yerinde ya da sosyal ortamlarda su içmeyi teşvik etmek, çevrenizdekileri de olumlu etkileyebilir. Aynı hedefi paylaşmak, su tüketimini artırmak için destekleyici olabilir.
10. Su İçme İle İlgili Bilinçlenin
• Su içmenin sağlığa olan faydalarını öğrenmek, su tüketme motivasyonunuzu artırır. Vücudun susuz kalmasının sonuçları hakkında bilgi sahibi olmak, düzenli su içme alışkanlığı kazanmada itici bir güç olabilir.
Bu küçük adımlar, günlük yaşamda su tüketimini artırmaya yardımcı olabilir ve su içme alışkanlığını geliştirmeye yönelik önemli bir başlangıç sağlar.
Günümüzde su kaynaklarının kirlenmesi ve bilinçsiz tüketim konusunda neler söylemek istersiniz? Bununla mücadelede bireylere düşen görevler neler olabilir? Gelecek nesillere temiz su bırakabilmek için neler yapmalıyız?
Su kaynaklarının kirlenmesi ve bilinçsiz tüketimi, günümüzde önemli çevresel sorunlardan biridir. Su, yaşamın temel kaynağı olmasının yanı sıra, sağlığımız, tarım, sanayi ve ekosistemler için de kritik öneme sahiptir. Ancak, insan faaliyetleri, sanayileşme ve artan nüfus nedeniyle su kaynakları ciddi şekilde kirlenmekte ve tükenmektedir. Bu sorunlarla mücadelede bireylere ve topluma düşen önemli görevler bulunmaktadır:
Su Kaynaklarının Kirlenmesi ve Bilinçsiz Tüketim
1. Kirlenme Nedenleri:
• Tarımsal faaliyetlerden kaynaklanan kimyasal gübreler ve pestisitler.
• Sanayi atıkları ve evsel atıkların doğrudan su kaynaklarına boşaltılması.
• Yanlış atık yönetimi ve suyun geri dönüşümünün yetersiz olması.
• Plastik ve diğer katı atıkların su yollarına karışması.
2. Bilinçsiz Tüketim:
• Su tasarrufu bilincinin düşük olması.
• Gereksiz yere su tüketimi ve israf.
• Su kaynaklarının değerinin anlaşılmaması.
Bireylere Düşen Görevler
1. Su Tasarrufu Uygulamaları:
• Günlük yaşamda su tüketimini azaltmak için basit yöntemler uygulamak (örneğin, diş fırçalarken musluğu kapatmak, kısa duş almak).
• Su tasarruflu cihazlar kullanmak (süngerli musluklar, düşük akışlı duş başlıkları).
2. Bilinçli Tüketim:
• Su kaynaklarının korunması gerektiği bilincini geliştirmek ve çevresindeki insanlarla paylaşmak.
• Alışveriş yaparken su tüketimi yüksek olan ürünlerden kaçınmak (örneğin, suya dayalı ürünlerin aşırı tüketimi).
3. Su Arıtma ve Geri Dönüşüm:
• Kirli suyun arıtılması için filtre sistemleri kullanmak.
• Yağmur suyu toplama sistemleri kurarak alternatif su kaynakları oluşturmak.
Gelecek Nesillere Temiz Su Bırakmak İçin Yapılması Gerekenler
1. Eğitim ve Farkındalık:
• Su kaynaklarının korunması hakkında eğitim programları düzenlemek ve toplumsal farkındalığı artırmak.
• Okullarda çevre eğitimi dersleri ile çocuklara su tasarrufu ve korunması konusunda bilgi vermek.
2. Sürdürülebilir Uygulamalar:
• Tarımda su tasarrufu sağlayan yöntemler (damla sulama gibi) kullanmak.
• Sanayi tesislerinin atık su arıtım sistemlerini kurmalarını teşvik etmek.
3. Hukuksal ve Politikalı Adımlar:
• Su kaynaklarının korunması ile ilgili yasal düzenlemeleri desteklemek ve su hakları konusundaki mücadeleleri desteklemek.
• Yerel yönetimlerin su kaynaklarının yönetiminde etkin rol oynamasını sağlamak.
4. Geri Dönüşüm ve Yenilikçi Çözümler:
• Geri dönüşüm ve su arıtma teknolojilerini desteklemek.
• Yeni su teknolojileri geliştirilmesine katkıda bulunmak ve bu teknolojilerin yaygınlaşmasını sağlamak.
Su, hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olup, onu korumak ve bilinçli tüketmek hepimizin sorumluluğudur. Gelecek nesillere temiz su bırakmak için bu konuda aktif olmak, bireysel ve toplumsal düzeyde önemli bir fark oluşturacaktır.
Beğenebilirsin
-
Prof. Dr. Hamdi Temel Öğretim Üyemizden Çevre Odaklı Erasmus+ Proje Başarısı
-
Antibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
-
Bilime Adanmış Bir Hayat; Yozgatlı Prof. Dr. Hamdi Temel
-
İBN-İ SÎNÂ’DAN BUGÜNÜN BİLİMİNE: DEĞİŞEN ARAÇLAR, DEĞİŞMEYEN AMAÇ
-
“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser
-
Akdağmadeni Salebi: Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Haberler
Prof. Dr. Hamdi Temel Öğretim Üyemizden Çevre Odaklı Erasmus+ Proje Başarısı
Yayınlanma
2 gün önceTarih
4 Eylül 2026Yazar
hamditemel
Üniversitemiz Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel’in yürütücülüğünü üstlendiği “From Yozgat to Europe, we’re on the road for the environment!” başlıklı proje, Erasmus+ DiscoverEU Dahil Etme Faaliyeti (KA155-YOU) kapsamında 23.676 avro hibe desteği almaya hak kazandı.
Proje ile uluslararası hareketlilik imkânlarına erişimi sınırlı gençlerin Avrupa’yı keşfetmeleri, farklı kültürleri tanımaları ve özellikle çevre, sürdürülebilir ulaşım ve sürdürülebilir yaşam uygulamalarını yerinde gözlemlemeleri hedefleniyor. Proje kapsamında gençler, Avrupa’daki iyi çevre uygulamalarını inceleyerek deneyimlerini ve elde ettikleri kazanımları Yozgat’a taşıyacak.
Rektörümüz Prof. Dr. Evren Yaşar, Erasmus+ Programı kapsamında projesi desteklenmeye hak kazanan Prof. Dr. Hamdi Temel’i tebrik ederek başarılarının devamını diledi.
Haberler
Bilime Adanmış Bir Hayat; Yozgatlı Prof. Dr. Hamdi Temel
Yayınlanma
3 hafta önceTarih
18 Ağustos 2026Yazar
hamditemel
Muhabir: Sevgi Ay
Yozgat Hakimiyet Gazetesi
Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, mikroplastiklerden su kıtlığına, kenevirden salebe uzanan akademik çalışmalarını ve Yozgat’a kazandırdıklarını anlattı.
Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi dahili Tıp Bilimleri Bölümü öğretim üyesi ve Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamdi Temel, hem akademik kariyerini hem de Yozgat’a kazandırdığı çalışmaları anlattı. Sorgunlu olan Prof. Dr. Temel farmakoloji-toksikoloji ve kimya alanlarında iki doktoraya sahip bir bilim insanı olarak çevre kirliliğiyle mücadelede öncü çalışmalara imza atıyor.
Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yapan ve Eczacılık Fakültesi’nin kurucu dekanlığını üstlenen Temel, memleketi Yozgat’a dönerek Bozok Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürüyor.
“İki Doktoraya Sahip Bir Hocayım”
Akademik yolculuğunu değerlendiren Prof. Dr. Hamdi Temel, “Hem farmakoloji ve toksikoloji alanında hem de kimya alanında iki doktoraya sahip olan bir hocayım. Uzun yıllar Dicle Üniversitesi’nde görev yaptım, 30 yıl kadar. Orada Eczacılık Fakültesi’ni kurduk, kurucu dekanlığını yaptık” dedi.
Prof. Dr. Temel Dicle Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin de kurucu müdürlüğünü yaptığını belirterek, uluslararası akademik camiada tanınırlığının temelini bu merkezdeki çalışmaların oluşturduğunu ifade etti.
Bilimsel üretkenliğiyle dikkat çeken Prof. Dr. Temel Web of Science verilerine göre H faktörünün 34 olduğunu açıkladı. 150’nin üzerinde uluslararası, toplamda 200’ü aşkın yayına imza atan akademisyen, uluslararası atıf sayısının 3 bini geçtiğini söyledi.
50’yi aşkın ulusal ve uluslararası projede yer alan Prof. Dr. Temel bu projelerin çoğunda yürütücülük görevi üstlendi. Bozok Üniversitesi’ne geldikten sonra 5 yılını tamamlayan Prof. Dr. Temel farmakoloji yüksek lisans programını açtıklarını ve bu programın üniversitenin en popüler anabilim dallarından biri haline geldiğini vurguladı.
Çalışma alanlarının başında mikroplastikler ve plastik kirliliği geliyor. Prof. Dr. Temel Türkiye’ye ilk kez getirdikleri hassas bir cihazla yaptıkları araştırmada, 0,5 litrelik pet şişelerde 5 kimyasal madde tespit ettiklerini açıkladı.
“O çok hassas bir cihazdı. Normal aletlerle göremeyeceğiniz eser maddeleri o aletlerle çok rahat bulabilirsiniz. Biz yaptığımız çalışmalarda 0,5 litrelik pet şişelerde ne yazık ki 5 tane kimyasal madde bulduk ve o çalışmamızı uluslararası bir yayınevinde yayınlattık. Özellikle Amerika’da gerçekten çok ses getiren bir çalışmamız olmuştu.”
Bu alandaki çalışmaların devam ettiğini belirten Prof. Dr. Temel Springer’da uluslararası bir yayınevinde editörlüğünü yaptığı mikroplastik kitabının yakında çıkacağını duyurdu.
Yaptığı çalışmaları kitaplarla topluma aktaran Prof. Dr. Temel “Naylon Aşkı Öldürür” kitabıyla plastik kirliliğine dikkat çekti. Bu kitapla ilgili TÜBİTAK Bilim Söyleşileri kapsamında Türkiye’nin dört bir yanında konferanslar verdiğini anlattı.
Devam niteliğindeki “Suyun Sesini Duydum” kitabıyla su kıtlığı ve su kirliliğine odaklanan Prof. Dr. Temel “Geçen sene Yozgat olarak bile yaşadıklarımız ortada. Çok şükür bu sene çok yağmur yağdı da su kıtlığı çok görünmüyor ama ileride ne olacağını bilemeyiz” diye konuştu.
Anaokulundan Üniversiteye Yüzlerce Konferans
Çevre bilincini yaygınlaştırmak için anaokulu öğrencilerinden halk eğitim merkezlerine kadar geniş bir kitleye ulaşan Prof. Dr. Temel yüzlerce konferans verdiğini söyledi. Konferansların ardından aldığı olumlu dönüşlerin önemine değinen akademisyen, “İnsanlar ‘hocam biz bu şekilde düşünmemiştik’ diyebiliyorlar. Bu da demektir ki üniversite hocalarının halkla bütünleşmesi, bilgilerini aktarması lazım” ifadelerini kullandı.
Yozgat’a geldikten sonra sağlık bilimleri açısından Kenevir kitabını çıkaran Prof. Dr. Temel, Bozok Üniversitesi Kenevir Araştırma Merkezi’ndeki çalışmalara dikkat çekti. Bir TÜBİTAK projesinin de değerlendirme aşamasında olduğunu belirterek, “Bize bazı eleştiriler vardı, o eleştirileri yapıp gönderdik. Yakında onun da haberini paylaşırız” dedi.
Çekerek’teki lavanta adasıyla ilgili geçen yıl sağlık açısından lavanta sempozyumu düzenlediklerini hatırlatan Prof. Dr. Temel bu alanda kitap çıkardıklarını ve bir yüksek lisans tezinin tamamlandığını aktardı. Sağlık Bilimleri Açısından Sarı Kantaron kitabının da çıktığını belirten akademisyen, tüm bu çalışmalarda sağlık boyutunu öne çıkardıklarını vurguladı.
Akdağmadeni’nde Salep Sempozyumu
Geçen hafta Akdağmadeni Belediyesi ile birlikte sağlık bilimleri açısından Salep Sempozyumu düzenlediklerini anlatan Prof. Dr. Temel, alanında uzman bilim insanlarının katıldığı etkinlikte salebin akademik ve sağlık yönünün ele alındığını söyledi.
Prof. Dr. Temel “Salebin akademik yönden, sağlık yönünden nasıl geliştirebiliriz, nasıl akademik çalışma yapabiliriz, bunu dünyaya nasıl tanıtabiliriz? Bunlarla ilgili fikir alışverişleri yaptık. Gerçekten inanılmaz derecede zevkli geçti. Akdağmadeni’nin ev sahipliğinden dolayı çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.
Akademik çalışmalarının yanı sıra sosyal içerikli kitaplar da yazan Prof. Dr. Temel, çocukluk hatıralarından Sorgun, Diyarbakır ve Yozgat’a dair düşüncelerine kadar geniş bir yelpazede “Kalemimin Rengi” adlı kitabını kaleme aldı. Lambert serisinde çıkan İngilizce bir kitabının da uluslararası camiada tanındığını belirtti.
Uluslararası iş birliklerine de değinen Prof. Dr. Temel, Kazakistan’da 7 doktorant yetiştirdiğini sözlerine ekledi. Prof. Dr. Temel’in çevre kirliliği ve sağlık alanındaki yeni çalışmalarına ilişkin gelişmeler önümüzdeki dönemde paylaşılacak.
Haberler
“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser
Yayınlanma
4 hafta önceTarih
11 Ağustos 2026Yazar
hamditemel
Salep, Anadolu’nun yüzyıllardır kültürümüzde yer alan önemli değerlerinden biri. Ancak salebi yalnızca geleneksel bir içecek olarak görmek, sahip olduğu bilimsel potansiyeli yeterince değerlendirememek anlamına geliyor.
İşte bu düşünceden hareketle, editörlüğünü üstlendiğim “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” adlı kitabımızı bilim dünyasına kazandırmanın mutluluğunu yaşıyorum.
2026 yılında Türkiye Klinikleri tarafından Ankara’da yayımlanan eserimiz, 200 sayfa ve 20 bilimsel bölümden oluşuyor.
Salep sağlık bilimleri perspektifinden ele alındı
Kitabımızın temel özelliği, salebi tek bir disiplinin sınırları içerisinde değil, farklı sağlık bilimleri alanlarını bir araya getiren multidisipliner bir yaklaşımla değerlendirmesidir.
Eserde; Türkiye florasında ve özellikle Yozgat yöresinde bulunan orkide türlerinden başlayarak salebin kimyasal ve biyokimyasal bileşimi, farmakokinetik özellikleri, geleneksel kullanımı, fitoterapötik potansiyeli ve insan sağlığı üzerindeki olası etkileri ele alınıyor.
Kitabımızda ayrıca salebin antimikrobiyal, antioksidan ve antienflamatuvar özellikleri; enfeksiyon hastalıkları ve COVID-19 ile ilişkisi; nörolojik hastalıklar; karaciğer ve böbrek üzerine etkileri; toksikolojisi; mikotoksinler; halk sağlığı; kozmetik ve gıda endüstrisindeki kullanımları bilimsel açıdan değerlendiriliyor.
Bunun yanında salep kökenli biyomalzemelerin oral mukoza ve dental dokulardaki potansiyeli ile Akdağmadeni salebinin metabolik sendrom açısından değerlendirilmesi de kitapta yer alan önemli konular arasında.
Dolayısıyla kitabımız yalnızca “salebin faydaları” üzerine hazırlanmış bir eser değil; botanik, kimya, biyokimya, farmakoloji, toksikoloji, mikrobiyoloji, fitoterapi, tıp, diş hekimliği, halk sağlığı, gıda ve biyomalzeme gibi farklı alanları aynı bilimsel çatı altında buluşturan kapsamlı bir çalışmadır.
Farklı üniversitelerden bilim insanları aynı eserde buluştu
Kitabımızın bir diğer önemli özelliği, farklı üniversite ve akademik kurumlardan bilim insanlarının katkılarıyla hazırlanmış olmasıdır.
Başta Yozgat Bozok Üniversitesi olmak üzere Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi ve İstanbul Medipol Üniversitesi ve farklı akademik kurumlardan araştırmacılar esere katkı sundular. Bu çeşitlilik, kitabımızın gerçek anlamda disiplinler arası bir bilimsel çalışma olmasını sağladı.
Uluslararası yayın altyapısı
Eserimizin Türkiye Klinikleri tarafından yayımlanmış olması da bizim için ayrıca önem taşıyor. Sağlık bilimleri alanında uzun yıllardır yayıncılık yapan Türkiye Klinikleri, tıp, eczacılık, diş hekimliği, hemşirelik, veterinerlik ve diğer sağlık bilimleri alanlarında ulusal ve uluslararası yayınlar gerçekleştiren bir yayınevidir. Yayınevinin Web of Science Book Citation Index (BKCI) kapsamındaki uluslararası yayıncılık altyapısı, kitabımızın akademik görünürlüğü açısından da önemli bir avantaj oluşturmaktadır.
Bu nedenle eserimizin yalnızca ulusal literatüre değil, uluslararası akademik çevrelere ulaşabilecek bir yayın altyapısıyla hazırlanmış olması bizim için gurur vericidir.
Akdağmadeni Salebi bilimsel literatürde
Kitabımızın bizim için özel anlam taşıyan bölümlerinden biri de “Salep, Akdağmadeni Salebi ve Metabolik Sendrom” başlıklı bölüm.
Akdağmadeni’nin sahip olduğu salep potansiyelini bilimsel açıdan ele alarak, yerel bir değeri akademik literatüre taşımayı amaçladık. Böylece kitap, Türkiye’deki salep araştırmalarının yanı sıra Yozgat ve Akdağmadeni’nin sahip olduğu bu önemli değeri de bilimsel bir çerçevede kayıt altına alıyor.
Kitap bir son değil, yeni araştırmaların başlangıcı
Ben bu kitabın en önemli çıktısının yalnızca 200 sayfalık bir bilimsel eser ortaya koymak olmadığını düşünüyorum.
Asıl hedefimiz, kitabımızın yeni araştırmalara, yüksek lisans ve doktora tezlerine, projelere ve bilimsel iş birliklerine zemin hazırlaması.
Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiğimiz “Sağlık Bilimleri Açısından Lavanta Sempozyumu” sonrasında lavanta üzerine bir yüksek lisans tezini tamamladık. Şimdi ise salep sempozyumu ve kitabımızın oluşturduğu bilimsel birikimle birlikte salep üzerine yeni bir yüksek lisans tez sürecine başlamış bulunuyoruz. Çünkü bilimsel bir kitabın gerçek başarısı, yalnızca raflarda yer alması değil; yeni araştırmaların başlamasına vesile olmasıdır.
Özel Teşekkür
Bu vesileyle, “Sağlık Bilimleri Açısından Salep” kitabımızın hazırlanması ve yayımlanmasına sağladığı değerli sponsorluk desteği için Akdağmadeni Belediye Başkanımız Sayın Uzm. Dr. Nezih Yalçın’a özellikle teşekkür etmek istiyorum. Sayın Yalçın’ın katkısı bununla da sınırlı kalmamış, aynı zamanda kitabımızda bölüm yazarı olarak bilimsel katkı sunarak bu ortak çalışmanın bir parçası olmuştur. Bir belediye başkanının kendi yöresinin önemli bir doğal ve kültürel değeri olan salebin bilimsel olarak araştırılmasına ve literatüre kazandırılmasına doğrudan katkı sunması son derece kıymetlidir. Hem kitabımıza sağladığı sponsorluk desteği hem de bölüm yazarı olarak verdiği bilimsel katkı için Sayın Uzm. Dr. Nezih Yalçın’a gönülden teşekkür ediyor; bu duyarlılığın örnek bir üniversite-yerel yönetim iş birliği olduğuna inanıyorum.
Bu eserin ortaya çıkmasına katkı sağlayan tüm bölüm yazarlarımıza, bilim ve düzenleme kurullarımıza ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor; kitabımızın yeni araştırmalara, yeni tezlere ve yeni bilimsel iş birliklerine ilham vermesini diliyorum.
Akdağmadeni’nden başlayan bu bilimsel yolculuğun, salebin ve Anadolu’nun diğer tıbbi ve aromatik bitkilerinin bilim dünyasındaki yerini güçlendirerek devam etmesi dileğiyle…
Prof. Dr. Hamdi TEMEL
Editör – Sağlık Bilimleri Açısından Salep
Yozgat Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi
Prof. Dr. Hamdi Temel Öğretim Üyemizden Çevre Odaklı Erasmus+ Proje Başarısı
Antibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
Bilime Adanmış Bir Hayat; Yozgatlı Prof. Dr. Hamdi Temel
İBN-İ SÎNÂ’DAN BUGÜNÜN BİLİMİNE: DEĞİŞEN ARAÇLAR, DEĞİŞMEYEN AMAÇ
“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser
Akdağmadeni Salebi: Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
Sağlık Bilimleri Açısından Salep Sempozyumu
Prof. Dr. Hamdi Temel: “Without Action, We Will Face a Crisis Far Worse Than the Coronavirus Pandemic”
Biz Böyle Bir Yozgat’ta Büyüdük
Yozgat’ın Geleceği Toprağında Saklı: Tıbbi Bitkilerle Kalkınan Bir Şehir Olalım
Esma Ocak ve Kazlar Üzerine…
İçim İçime Sığmıyor
Bu sıralar yazmak istemiyorum ustam!
Limon Tuzu: Masum Bir Ekşilik mi, Bilinmesi Gereken Bir Kimya mı?
İnsanlığımızı Geri Getirdin Bize Koronavirüs!
Su gibi aziz ol!
Sosyal medya kullanıcılığı sosyalliğimizi etkiliyor
Plastik kaplamalar ve atıklar ruh halimi de bozuyor!
Yeryüzünde hiçbir plastik atık kalmamalı!
Dicle Üniversitesinde bordan yarı sentetikli el yumuşatıcı krem üretildi
Trendler
-
Köşe Yazıları2 ay önceYozgat’ın Geleceği Toprağında Saklı: Tıbbi Bitkilerle Kalkınan Bir Şehir Olalım
-
Haberler4 hafta önce“Sağlık Bilimleri Açısından Salep” Kitabımız Yayımlandı: Gelenekten Bilime Uzanan 20 Bölümlük Bir Bilimsel Eser
-
Köşe Yazıları3 ay önceGeleceğin Anahtarı: Topraktaki Şifa ve Tarımda Bio-İnovasyon
-
Köşe Yazıları2 ay önceBiz Böyle Bir Yozgat’ta Büyüdük
-
Köşe Yazıları1 ay önceAkdağmadeni Salebi: Gelenekten Bilime Uzanan Bir Yolculuk
-
Haberler2 ay önceProf. Dr. Hamdi Temel: “Without Action, We Will Face a Crisis Far Worse Than the Coronavirus Pandemic”
-
Köşe Yazıları6 gün önceAntibiyotik Direnciyle Savaşta Yeni Cephe: Çevremiz
-
Köşe Yazıları3 hafta önceİBN-İ SÎNÂ’DAN BUGÜNÜN BİLİMİNE: DEĞİŞEN ARAÇLAR, DEĞİŞMEYEN AMAÇ
